Akademi üyeleri hangi oyunda rol alıyor?

‘Akademi üyeleri’ zaman zaman bildiri yayınlamayı neden seviyor? Yapacak asıl işleri, kendi gündemleri, etki altında kalmayan bilim namusları, entelektüel boyutları olmadığı için mi? Geçtiğimiz günlerde de bir bildiriyle ortaya çıktılar; daha doğrusu iktidar ve rant kavgası yapanların oyununa geldiler. Biraz da “PKK’yı yeterince tanımıyorum, ama Kürtlerin devlet terörüyle ezildiği açık” diyen Slavoj Žižek’in etkisinde kalarak bir tür Orientalist yaklaşım gösteriyorlar.

“Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız.” diyen Barış İçin Akademisyenler Grubu, bir bildiri yayımlamış. Bildiri, özel ve devlet üniversitelerinde çalışan, çoğu kadın bin yüz yirmi sekiz akademisyen ve araştırmacı ile dört yüz kadar uluslararası destekçi tarafından imzalanmış.

Burada söz konusu olan “barış” kim için ve hangi anlamı ifade ediyor, akademisyenler bunun ne kadar farkında? Diyorlar ki : “Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar, siyasi partiler, Meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.”
Bunlar hangi ülkenin akademisyenleridir, neyi, nasıl araştırıyorlar acaba?
Neden temaslarını “siyasi partiler, Meclis nezdinde” sürdürmek istiyorlar da üniversite nezdinde, bilim nezdinde sürdürmekten ‘özellikle‘ kaçınıyorlar?
Türkiye’deki üniversite kurumları da egemen sınıfın (kapitalizmin ve burjuvazinin) çıkarlarıyla uyumlu hale getirilmekte. Sorun (Kürt sorunu, Güney Doğu sorunu, PKK sorunu, v.s.) başından beri tamı tamına bir iktidar mücadelesidir. “Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak” bu ülkeye yabancı, bilhassa Fransız kaldıklarının; ancak sözde soyut bir Kürt söylemi üzerinden siyasi rant mücadelesi yaptıklarının (birçok akademisyen) farkında (bile) değiller. İmzaladıkları bildiride ne yazıldığının bile farkında olamayacak kadar aymazlar. Ama her ay bordroyu imzalarken isimlerinin olduğu satırdaki rakamları cetvel koyup bir bir inceliyorlar!

7 Ocak 2016’da “ihbar”da şöyle bir soru vardı:

Israrla sorgulamamız, sormaktan da korkmamamız, şiddetle buğz etmemiz, tahkir etmemiz gerekiyor:
Žižek, Türkiye hakkında bir şeyler mi biliyor? Konuşmak istediği nedir ve muhatabı kimdir? Žižek nerede duruyor, neyi temsil ediyor? Türkiye’yi temsil eden enetelektüeller var mı? Varsa onların durduğu yer neresidir?

(Bakınınız: 7 Ocak 2016 – ihbar:  “Kim Haklı? Žižek mi, Kalın mı?)

Yine soruyorum:  Türkiye’yi temsil eden, bilim namusunu ve entelektüel dürüstlüğü tartışmaya hazır enetelektüeller (akademisyenler) var mı? Varsa onların durduğu yer neresidir?