Aynada belirsizlik

Tarkovsky, “elde edilen bir görüntünün aslına sadık olabilmesi için, içinde yaşam gerçekliğini dile getiren öğeleri barındırması, aynı anda da bu gerçekliği benzersiz ve tekrarlanamaz kılması gerekir” diyor.
Bugün, aynaya (ekrana) her baktığımızda, elde ettiğimiz her bir görüntünün aslına sadık olup-olmadığı konusunda son derece şüpheliyiz; ama hepimiz (elbette henüz bir narodnik bile olamadığımıza göre) aynı, benzer ve sürekli tekrarlanan görüntülerle bir American way of life’ının simülakrına rahatlıkla kaptırıyoruz kendimizi.

“Oysa” diyor Baudrillard, “görüntü, gerçeğin kendisi haline geldiğinden, artık gerçeği im(ge)leyemez. Görüntü, gerçeğin sanal gerçekliği olduğu için artık onu düşleyemez. Sanki şeyler aynalarını yutmuş ve kendilerine karşı saydamlaşmış, tam bir aydınlık içinde, gerçek zamanda, acımasız bir kopya içinde tümüyle kendi kendilerine mevcut gibidir. Yanılsama içinde kendiliklerinden yok olacakları yerde, ufuklarında(n) yalnızca gerçeğin değil görüntünün de yok olduğu binlerce ekranda [aynada] yer almaya zorlanırlar.”

Görüntülerle oyalanıyoruz. Görüntüleri gerçeğin yerine koymakla, kendimize göre bir oyun oynuyoruz. Birbiriyle alâkasız puzzle parçaları var elimizde, bir yığın, hangi bütünlüğe ulaşacağımız meçhul.
Kendimizi de bir puzzle parçası olarak görebiliriz, neden olmasın?