Aynadaki, gerçek görüntüyle örtüşüyor mu? Aynadaki gerçek, görüntüyle örtüşüyor mu?

“Mü’min mü’minin aynasıdır.” Böyle buyuruyor Peygamber Aleyhisselâm. Şöyle de tercüme edebiliriz: “Mü’min mü’min için aynadır.” “El mü’mi’nü mir’atül mü’min.” (Ebû Dâvud, Edeb; Tirmizî, Birr.)

Bu hadîs-i şerîfe Sadreddin Konevî Esmâ-i Hüsnâ Şerhi‘nde (Şerhu Esmâillâhi’l-Hüsnâ) Allah’ın isimlerinden “el-Mü’min” ismini açıklarken yer verir: “Allah el-Mü’min’dir; mü’min ise mü’minin aynasıdır.”

İnilizcesi mirror, Fransızcası miroir olanayna’nın Arapça lügatlarda tanımı şöyledir: ‘Ayna’ anlamındaki mir’at‘ın kök harfleri olan ra, hemze ve ya “baş gözü” veya “basiretle görmek” anlamına gelen bir köke götürüyor bizi: Rey; bu da insanın bir konudaki fikridir. Rüya, güzel bir görünüm demektir. Riya, yani insanların görmesi için bir şey yapmak.
Farsçada âyîne. “Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” diyor Ziyâ Paşa. Demek ki işimiz aynaya özgü bir iş olmalı.
XVII. asır mutasavvıf şair ve şeyhlerinden Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi de “Âyîne-i Hak âdemdir gören görünen bu demdir” diyor.
“Âyîne-i İskender” denilen, birçok Divan şairinin şiirinde bahsi geçen büyük bir bir ayna yaptırdığı rivâyet ediliyor İskender’in, bu aynayı gözetlemek amacıyla İskenderiye’de yüksek bir yere yerleştirmiş.

Âyîne-i âlemnümâ, âyîne-i gîtînümâ (cihanı gösteren ayna) ve mir’ât-ı İskender gibi adlarla anılan bu aynayla ilgili çoğunluğu efsane niteliğinde çeşitli rivayetler mevcuttur. Bir efsaneye göre İskender, İskenderiye şehrini kurduğu sırada yanında bulunan hakimlerden Belinas, Hermis ve Valines bir ayna yaptırarak yüksek bir yere koydurmuşlardır. Şehre gelmekte olan gemiler bu ayna marifetiyle daha bir aylık mesafedeyken görülebilmekte, eğer düşman gemisiyse yansıtılan güneş ışığıyla yakılabilmekteymiş. Bir rivayete göre ise ayna, İskender’in hocası Aristo tarafından yaptırılmış, bir gece bekçiler uyurken çalınıp denize atılmıştır. Bazı kaynaklar ise söz konusu bu aynanın Hint hükümdarı Keyd Şah tarafından İskender’e hediye edilen dört değerli eşyadan biri olduğunu söyler. Aynanın küre şeklinde mi yoksa düz mü olduğu konusu açık değildir. Aynayla ilgili bir diğer efsane ise aynanın yalancıların görüntüsünü yansıtmadığıdır. İskender aynanın bu özelliğinden faydalanarak yalancıları anlayabilirmiş.
İsmail AVCI, Divan Şiirinde İskender-i Zülkarneyn; Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research Cilt: 7 Sayı: 29 Volume: 7.

“Böyle cevher var elümde n’eyleyim dünyâyı ben / Başına çalsın felek âyîne-i İskender’i” diyor Nef’î.
Bugün herkes kendi  âyîne-i âlemnümâsında kendini İskender’den ne kadar uzak, İskender’e ne kadar yakın görmekte?
Rasulü Ekrem’in gönlü “altı cihetin aynası” anlamına gelen “âyîne-i şeş cihet”tir, yani her şeyi ihtiva eden ve yansıtan ayna. “Âyîne-i şeş cihet”in kapsamına erenlerin gönlü de girebiliyor.

İbn Arabî, aynanın işlevsel özelliğini benzetme formunda [bir metaphor olarak] kullanmış, bu benzetmeye dayanarak Hak ve halk [âlem] arasındaki ilişkiyi açıklarken iki aynadan bahsediyormuş gibi iki ayna tanımı getirir: Mir’atü’l-Hak (Hakk’ın aynası), Mir’atü’l-halk (halkın aynası).
O devrin aynaları parlatılmış, cilalanmış gümüş veya çelik yüzeylerdi; aynanın parlaklığını yitirmesi ise kararması veya paslanması demekti.

Hak, gören kişi için bir ayna gibidir. Kişi ister başka sûretleri, ister kendi sûretini aynada gördüğünde, görebildiğinde aynayı göremez. O halde Hak, kendini görmen için senin aynandır. Sen de, isimlerini görmede ve bu isimlerin hükümlerininin -ki isimler O’nun aynı[sı]dır- ortaya çıkmasında Hakkın aynasısın.
(Fusûsu’l-Hikem, Şit kelimesindeki hibe hikmeti)

İbn Arabî birbiriyle çelişen birlik ve çokluk sorununu da bir benzetme formuyla çözmeye çalışmıştır. Hak birdir, çoğalan (bizi kesrete davet eden) aynalardaki sûretleridir. Aynalar zuhur eden Bir’in mazharlarıdır, (zuhur ettiği mahal, yer, mekan, makam) o da Hak’tır. O halde varlığın hakikati tektir, onun sûretleri, tecellileri, mazharları, görüntüleri çoğalır. İşte bu çokluk, gerçek bir dayanağı olmayan göreceli bir çokluk, başka bir ifadeyle gerçek varlıktan yoksun göreceli bir çokluktur. Hak ise tektir, tecelli mertebelerinde ve aynalarda çoğalır. Bu bağlamda âlemde görülen çokluğun kaynağı olan aynalar arasında bir kıymet (değer) sıralaması vardır: Söz gelişi insan aynası âlem aynasından daha üstündür. İnsan aynası da, üstünlüğün zirvesindeki Muhammedî aynaya yer sağlamak için, kendi aralarında ayrıca bir kıymet (değer) sıralamasına sahiptir.

Peygamberler, ayna olarak, senden daha düzgündür. Peygamberlerin de bir kısmı diğerlerinden daha üstündür. Dolayısıyla onların aynalarının arasında da bir üstünlüğün bulunması gerekir. Aynaların en üstünü, en düzgün (yansıtanı) ve pürüzsüz (lekesiz) olanı Muhammed (sav)’in aynasıdır. Hak, o aynaya olabilecek en mükemmel tarzda tecelli etmiştir. Senin aynana da yansısın diye, Muhammed (sav)’in aynasında tecelli eden Hakk’a bakmaya (görmeye) çalış! Şayet senin aynana (da) yansırsa,Hakk’ı Muhammedî sûrette, Muhammed (sav)’in gördüğü gibi görürsün. (Fütûhat, IV; 433)

Bugün, geldiğimiz yerde, aynaların nasıl kirlendiğini, paslandığını, nasıl çarpık görüntüler yansıttığını ve/veya yansıtamadığını fark edebiliyor muyuz acaba? Belki de bambaşka aynalarla, büründüğümüz bambaşka sûretlerle önümüz, yolumuz kesilmiştir! Bugün, geldiğimiz yerde bizi bekleyen, buluştuğumuz gerçeklik (hakikat) ruhumuzda beliren gerçeklikle örtüşmüyor, bu yüzden kıyasıya aynalarla kavga ediyoruz.
Ayna, çeşitli delâlet ve göndermelere sahip simgedir (bir metaphor olarak). Öncelikle İbn Arabî tek varlık hakikatinin iki veçhesini (iki taraf: Hak ve halk) birbirlerini görecek şekilde karşı karşıya getirir: Hak= halkın aynası, halk= Hakk’ın aynası. Hangi aynaya göre kıstas alınacak?
Aynaya özgü olan daima denetlenebilir olan, anlamlandırılabilir olan, düzenlenebilir olan değildir. Bir şeylerin düzene sokulması hiç de aynaya özgü bir durum değil bence. Aynaya özgü olanın ‘ayna’ tarafından ayn‘a göre belirlenişinden, düzenlenişinden bahsediyorum ben. Aynanın dışında bir denetlemeye maruz kalınsa bile, aynaya özgü olan aynaya özgü olarak kalır.