Aynı anda, aynen

Aynada esas olan şey yansımadır, ancak bu yansımalar, bizi bir imgeyle buluşturmak için gerçeğin kopyalarını sunar. Hiçbir kopya gerçekle aynı değildir aynada. Işık, her seferinde farklı yansımaları işaret eder, renkler görüntüyü değiştirir. Her aynanın kendine özgü bir yansıtma özelliği vardır. Bir aynada yakışıklı, güzel görünürken veya kendinizi beğenirken, bir başkasında çirkin, sûretsiz biri gibi görünebilirsiniz. Görecelidir yansımalar. Aynı anda iki aynada birden, aynen ya da farklı. Bu yüzden berber değiştirdiğimi hatırlarım, aynası bana benim gerçek sûretimi yansıtmıyordu.
Aynada kendimi seyrederken düşünürüm; ne oluyor, ne bitiyor diye. Kendimi aynada kaybetmeyi sevmem, ama hiç görmediğim şeylere rastlarım, aynanın bir köşesinde bulurum onları.
‘Âyinesi sâf’ olmayanın içi-dışı bir değil. Güftekârı Nef’î, bestekârı Itrî olan şarkıda şöyle diyor:
Tûti-i mûcize-gûyum ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil
Demek ki âyîne, iç-dış yansıması olarak iki aynayı (iki yansımayı) bir kılıyor.
Çarh yüzümüze  ayna tutuyor, yani tarihin aynasından söz ediyor Nef’î. Tarihin aynasındaki yansımalar, imgeler, pek de yüzleşebileceğimiz, yüzleşmek isteyebileceğimiz şeyler değil; ama eninde sonunda onlarla da yüzleşilecek, kaçış yok.
İçimiz dışımız bir değil, saflığımızı biraz evvel, burada, hep beraber kaybettik.