Cumhuriyet altınından yapılan tanrıçalar

 

cumhuriyetin-divasi-muzeyyen-senar-taburcu-edildi-muzeyyen  (1918-2015)

Cemal Süreya, 1987’de Müzeyyen Senar için şunları kaleme almıştı: “Son kırk, elli yıllık evre içinde tek doğurgan ses Müzeyyen Senar’dır. Anaç, mırıltılı, daha çok da mırlama sözcüğüyle tanımlanabilir bir ses. Renginden değil, kıvamından söz edilebilir. Söylev’e karşı ‘haz’ cephesini açar. Yavaşça, sağına sağına, soluna soluna dönen; noktalama işaretlerini kaldıran; sessizliği de kendi hanesine yazan bir ses. Cinselliği üstlendi. Bir sürü çocuğu oldu; torunları var.
Zeki Müren onun parıltılı çocuğu, Behiye Aksoy hayırsız kızıdır. Bülent Ersoy’a gelince, ona da Müzeyyen Senar’ın Mafia ile birleşmesinden doğmuş, gizlice, ama özenle büyütülmüş, yasdışı çocuğudur diyebiliriz. Samime Sanay, Behiye’den olma torunu.
[…] Yeni Müzeyyen olmaya özenen ve gerçekten eşsiz sesini haz değil, drama planında gerçekleştirmeye çalışan Sezen Aksu […]

Müzeyyen Senar’ın sesinde, bütün sırlarını bilen temizlikçi kadına bağırıp çağırdıktan sonra, telefonda ‘testiden sızan su’ gibi konuşan kadının bütün halleri var. İş orada bitmez. Temizlikçi kadın da az sonra o telefonda aynı ses tonuyla konuşacak.
Müzeyyen zamansızdır.
Ama çocukları ve torunları belli zamanların, dönemlerin yansıtıcıları oldular. Kızları al cinsellik, oğulları mor cinsellikle dolaştılar. […] Müzeyyen, belki sanırdı ki tatlı Yusuf’undan [Zeki Müren – aö, öa] firavunlar korkacak. Korkmadılar. Yine de Zeki Müren’in gömleği muhafızlar tarafından yırtıldı.
[…] Behiye Aksoy: Vurmalı ses, teneke! Müzeyyen’den ol da çamurdan ol… […] Behiye Aksoy [1933 doğumlu; 15 Aralık 2014’te yoğun bakıma alınmıştı – aö, öa], Müzeyyen’i kendinde başlatmak için onu sıfıra indirir. […]
Müzeyyen ağzının kenarına çiçek gibi bir gülücük takardı. O gülücük Zeki Müren’de köpük olarak belirdi. Bülent Ersoy’da ise köpüğün salyaya dönüştüğü görüldü.
Samime Sanay’ın sesi ise Müzeyyen ailesinin 12 Eylül yansıtıcısı.”
(Cemal Süreya, 99 Yüz, İzdüşümler/Söz Senaryosu, birinci basım, Ocak 1991, Kaynak yayınları, s: 34-36.)

Müzeyyen Senar’ın ölüm haberiyle ilgili olarak gazetelerde, internet portallarında şunlara rastladım:

Cumhuriyet, divasını kaybetti…

Türk Sanat Müziği’nin dev ismi, Cumhuriyet’in Divası Müzeyyen Senar,  97 yaşında hayatını kaybetti.

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP Genel Başkanı):
Atatürk’e ilk söylediği ‘Üzme yetişir üzme firakınla harabım’ eseriyle gönülleri fetheden Senar, aramızdan ayrılırken hepimizi üzdü.

Cumhuriyet gazetesi internet portalından (8 Şubat 2015, Pazar):
“Dün gece bütün rakı kadehleri Müzeyyen Senar için kalktı. Müzeyyen Senar denince akla gelen şeylerden biri, meşhur çilingir sofraları. Rakı denince akla gelen isim, Müzeyyen Senar. Şu tespit yanlış değil: Abdullah Yüce meyhane şarkılarının babasıysa, Müzeyyen Senar, annesi. Anason kokusunun şarkılarına bu kadar sinmesi tesadüf değil elbette: Müzeyyen Senar rakıyı çok severdi. Fatih Akın filmi “Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul / İstanbul Hatırası”ndaki Müzeyyen Senar sahnesini hatırlatayım: Senar, “Haydar Haydar”ı söyledikten sonra elindeki rakıyı fondip yapar, kadehini atar. Bu, sahnede de sık yaptığı bir hareketti. Onun için rakı Müzeyyen Senar’sız, Müzeyyen Senar rakısız düşünülemez.”

Radi Dikici’nin kitabı: Cumhuriyet’in Divası: Müzeyyen Senar / Türk Musikisinin 75 Yıllık Hikâyesi  (Remzi Kitabevi, 2005 – genişletilmiş baskı Everest  2011).

Türk musikisinin Cumhuriyet dönemi üzerinde durulması gereken bir konu. Bu dönemde birçok diva üretildi, bu divaların parlak ışıltısı, şatafatı gözleri kamaştırdı, kulakları doldurdu. Bu dönemden önceki musiki ustaları, dünya çapındaki büyük musiki sanatçılarımızsa maalesef unutturuldu.

Online Etymology Dictionary “diva” için şu açıklamayı yapıyor: “distinguished woman singer, prima donna,” 1883, from Italian diva “goddess, fine lady,” from Latin diva “goddess.”

Goddess: tanrıça.