(Dikkat! Şiir çarpabilir!)

Ömer Aksay

BAKTIĞIN BOŞLUK TARİHİN

 

 

Kalabalıktı, bulutların altında yatan sokaklar
katsayısı azalan umudun göz göre göre
naylon kilimlerden geçen bu uyuşukluk
dilencilerin açık sarıdan turuncuya dönük sesinde
anında amazonu terkeder kadınlar hep dengede
engereksiz ilmihallerine çekidüzen veren sarışınlar hariç
tutsak, yine de hayatla yüzleşirler her taraftan
her paftadan
gözyaşı dökülürken, ışıltılı kıyafetleri ne cüretkâr
bu güne kadar ben meselâ
banknotlarını yakanı görmedim
dinlerken feyse giriyorsa hepsi ayetleri, hutbeler
sorunları çözmekten uzak demektir.

Baktığın boşluk tarihin. Unutma!

Perşembe pazarında suya düşerken tut
gözüne kestirdiğin bir orospunun düşüne gir
hepsi bakire çıkar Haliç’ten Eminönü’ne doğru
o saat amazonuterkedengerek dengede
iki parça teker milinden çelik haç da götürsen yanında
yanılma
ortodoks papazların gözlerindeki mavilik aslında prusya
aynada bile bile küçümsenen
sarığı yorgana benzeyen Hanlar Hanı’nın
merhametine sığındın utanmadan
isyanla buluşup, oysa bulaşan is
yanık bir dîvanda yatan tanburanın o teli.

Baktığın boşluk tarihin. Utanma!

Herkes evini terk etmek zorunda kalsa
herkesin evi sözgelimi Tuvalu’da olsa
toparlansak gitsek -artık toparlanılmaz da kolay kolay
ne bavullar, ne avludaki çocuklar
bu tuvaldeki açık renkler, sevinsek bile
kapanmaz, yaran çok derin
showroomuna her gün girilmez çünkü.

Baktığın boşluk tarihin. Umursa!

Bildiğim coğrafyalarda şuuraltına çekilmiş nehirler var
gözlerim büyüyor her geçişte, gözlerim
içimden taşan çöller bölgesi -sana baktıkça -çocuklarda
bunların hepsi siyasî, vatansever falan değil
ortada işte yapılanlar çocuklara, kadınlara -açıkça görülüyor
güneşin altında leş yiyenlerin hareketleri.

Baktığın boşluk tarihin. Usanma!

Yarı yolda kuşkulandığım bu şiiri
terk edemezdim; keskin taşlar, kızgın kumlar
cam parçaları ayaklarımı kan içinde bıraksa da
bütün çelişkilerim şiire dahil, yarı yolda kalsam
korksam yine de terk edemezdim
düşünmek zorundaydım, olup bitenlerden
canı yanan bütün çocuklar için
doğrudan doğruya kobalt
bir oyun sistemi tasarlayabilirdim. Gökyüzü kaç kat
diyelim ki yedisi de kobalt olsun.

Baktığın boşluk tarihin. Uyuma!

Üstüme çöken bu yoğunluk, buharlaşan deniz
bir başka yorgunluk mu taşıyordu cenuptan
yoruldum, usandım bu kaba ağızdan
düşmanla aynaya yakın, aynaya sabit
günahlarımız da aynen; bilmezlikten gelip durdum
önce burası hangi deniz, sordum, bir kez daha sordum
hangi carî açık parçalı bulutlu korkunç?

Baktığın boşluk tarihin United States!

 

II

 

Boşluğu yeniden inşa ediyorum, tarihin boşluğunda
bir bulutun üstünden geçerken baktığın barışta
düşmanımın adım adım takip ettiği boşluğu, ama
kimseyi ikna edemiyorum onun boşluk olduğuna.