Dikkat Şiir! Çarpılabilirsiniz!

Ömer Aksay

THE COMIC THANKSGIVING DAY

 

Kalemimi bulutlardan birine saplasam, mürekkebi dağılsa ağır ağır buluta yayılarak, belki şiirim yağar bereketli topraklara/ diyorum, işte böyle başlıyorum: Önce şunu bilin: Kendine ait bir yerde yaşamıyor insan, kendine ait olmayan bir yerde var olmayanlar yaşadığı için mi, (bilmiyorum kâmilen ve/veya) biliyorum aslında kimse seçkin bir ümide taşınmıyor bugün, ama tarihte, sonu gelse de gelmese de tarihte, sürekli bir ümidi var herkesin. (Kesin!)
Sadece serpintiden üzerimizdeki şu ince merhamet, şu yoksullar için anlamsız bir ödenek ve masa takviminde başımıza gelen felâketleri işaretliyoruz peşpeşe; zulme tanık olduğumuz günler işte: Savrulan, nerden baksam Mercidabık, nereye düşse yolum bile bile Ridaniye. Mercidabık niye, Ridaniye nire? Kimin umurunda, Sultan Selim-i Evvel? Evvelâ Alevîlerin mi?
Kelimenin hiçbir etkisi yok üzerinde, yoksun (sen) kâf’ın hükümranlığı altında kaldığın sürece, her gün yeniden unutulan dünkü Zeyneb, biliyorum kâmilen, ağza alınmayacak kelimelerle yine ölen insanlar var, ölerek mevcut, tıpkı senin ve benim gibi; hep aynı insanlar bence sürekli ölüyor, korkusunu bertaraf etmek için katillerin/ yoksul bir bölgede, tecrit edilen halkın üzerinde uygulanan, ısrarla, inatla sürdürülen testler sonuç veriyor.
Herkes ölümle gitgide daha yüzgöz bugün, daha seviyesiz olmakta biliyorum bunu da artık kâmilen ve zaferini kutluyor bir halk, yoksulluk içinde; ölümün zaferini, şükran günü bağışlanan hindilerin yerine (tutup kanatlarından) kendini koyuyor.
Kâmil’in binikiyüzyirmidokuz’da şehrin anahtarını İkinci Friedrich’e takdimi sırasında Kudüs’ü terk eden İbn Arabî’nin dediği gibi: “Kudüs’te oturmak artık Müslümanlara haramdır.” Hangi Kudüs’te, hangi Müslüman? Boşa mı döndü devran, başa mı döndü film, başı mı döndü kalanların?
Test yalan çıkmıyor, (cenîn dört buçuk aylık!) yalan şimdi ilk onların haberlerinde çıkıyor (sâkıt!) şimdilik bu sahte ıstırap (sahte gebelik) yalan, görüntülerden yansıyan her şey yalan ve yetim ne, öksüz ne, muhacir ne, kimse anlamını bilmiyor kelimelerin. Örneğin ben gazâ diyorum, onlar gaza basıyor hemen. İnternetten hesabına giren hacılardan biri yardım için para yatırırken esoesle (ben cep telefonu kullanmadığımdan esoes diye-biliyorum) aynı anda insanî duygular taşıyordur cebinde, herkes gibi katliamın üstünü örtüyordur sakince, gece çocuğunun üstünü örter gibi aynen, emperyalizme karşı kurabiye yaparak kermes düzenleyenlerdir kelimeleri istismar edenler, onlar hep aynı oyunu, aynı yalanı destekliyor sunucunun canlı yayında çenesi bağlanırken.
Kim acı çekiyor, kimler cebi dolu olan, karnı tok sırtı pek? Cebinde parası olmayan mı mutsuz, modayı takip etmekten yorulan mı, kim? Hayırlara vesile olsun, şükran gününde bağışlanan hindiler, beyaz hindiler, esmer hindiler, şükran gününde.