Ha karnaval, ha perhiz!

Köşe yazarının kafası karışık. Köşe yazmak da kolay değil tabiî! Bir de nasıl olsa “bu zevksizlik, bu salaklık, bu şuursuzluk katlanılır gibi değil?” diyerek ayaklanan kitle de yok!
Avrupa’da din bitmiş, Hıristiyanlık büyük darbe yemiş ve hayattan çekilmiş! Köşe yazarının biri böyle buyurmuş 2 Nisan’da! Nisan şakası veya Nisan yağmuru değil, basbayağı köşe yazısı!
Haçlı ruhu hortlamış Avrupa’nın! Yahu, Haçlı ruhu hortlamadı, zırhlarını kuşandılar, mızraklarını, kalkanlarını falan kuşandılar, bir hazırlık yapıyorlar.
Avrupa’da tek din varmış artık! Neymiş bu tek din? Varlığını her geçen gün daha da hissettiren, hem de her şeye rağmen hızla yayılan ve büyüyen tek din: İslâm’mış! Ben de yeni, uyduruk bir din falan icat edildi sandım Avrupa’da? Bin dört yüz otuz sekiz sene sonra Freiburg’da çevreme baktım, İslâm nasıl yayılmış diye. Marketin içine mescidi yerleştirince İslâm büyüyor, Avrupa’yı kaplıyor! Ve o mescidde Cuma namazı kılıyorlar gürül gürül. E niye kılmasınlar ki, ne güzel dârulislâm oldu işte Avrupa!
Kendimizi aldatıyoruz, Avrupa’yı aldatıyoruz, dini kullanıyoruz. Avrupa’nın bizi duyması için ayak seslerimizi vals, can can, çaça, rembetiko, sirtaki, saltarello, flamenko, tangodan birine uydurarak kendimizi gülünç duruma düşürüyoruz.
Allah bizi salak, hödük, odun Müslümanlardan kurtarsın.
Lenin, ahmakların, odunların ve papağanların sosyalist olamayacağını söylemişti.
Avrupa kültürel, entelektüel, ekonomik bir birliktelik içinde olamasa da,  kendine yansıyan biçimiyle İslâm’a karşı birlikte tavır almayı sürdürecek, bu çok açık ve kesin. Bilinçaltında bastırılan bir duygunun geri dönüşü, bir hortlak falan yok ortada! Avrupa, bildiğimiz Avrupa! Yaşlı Pieter Bruegel’in ‘Karnaval ve Perhiz Arasındaki Kavga (1559)’sında betimlediği gibi hâlâ, değişen bir şey yok.
Değişen, dönüşen, döşenen (yayılan değil!) İslâm!
Hep meyhane temizleyip, köpek gezdiriyoruz, sonra da gelsin mavra: ‘Avrupa’da tek din var, o da İslâm!’