Hac fârizası üzerine

“Dünyada İslâm’ın bir istiklâl iddiasında bulunduğu yegâne ülke Türkiye’dir. Hiçbir ülkede İslâm’ın istiklâli uğruna idareye hâkim olmuş bir zümrenin mevcudiyeti bahis konusu değildir. Suudi Arabistan’da ‘Harameyni’ş-Şerîfeyn’in, artık Müslüman hayatının temsil edilebildiği yer olmaktan çıkarıldığı hususu dikkatlerden kaçırılmış, bir mesele olarak dahi fark edilmemiştir. Mesela 1918 sonrasında hac fârizasının fıkhî durumu bu açıdan bilhassa tartışılmalıdır.”
(İstiklâl Marşı Derneği, Diline Doladığıdır-80. http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/)
“1916 yılına kadar Mekke Kalesi’nde Türk bayrağı dalgalanıyordu. Hepimiz biliyoruz ki Resül-i Ekrem ömründe bir kere haccetti. Bu ne demek? Bu şu demek, Mekke fethedilmeden yapılan tavafları Hac saymıyoruz. Yani siyasi üstünlük söz konusu olmadığı zaman, orası bir İslam beldesi değilken oranın kutsiyetinden bir şey eksildiği yok. Fakat bizim “hacı” olmamız ancak oranın bizim topraklarımız olması halinde mümkündür. Bunu düşünen tabii ki yok. Herkes gelip “hacı” olup ihale alıyor.” (İsmet Özel’in 2 Kasım 2013’de İzmir’de yaptığı “Son Ocak, Sönmez Ocak, Bizim Ancak” Konuşmasından. http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/)
İstiklâl Marşı Derneği, Diline Doladığıdır-76’da “Bu topraklar Mekke ve Medine’nin istiklâli için de tek imkândır” diyor. “Bu topraklar” Türk topraklarıdır. Mekke ve Medine, Fahreddin Paşa’nın İngilizler tarafından tutuklandığı 10 Ocak 1919’dan beri istiklâline kavuşmayı bekliyor. Biz, Müslümanları temsil eden Türk vatanını belli sınırlar içinde kalmak koşuluyla kurtardık, ama Mekke ve Medine kurtarılamadı.

17.07.2009’da Necmettin Erbakan şöyle demişti: “Dünya kapitalistlere çalışıyor. Hacca giden hacılarımız dahi bu adamlara çalışmak zorunda kalıyorlar.”

II. Osman, hacca gitmeye niyetlendiğinde en başta kayınpederi Şeyhülislam Esad Efendi kendisine karşı çıkarak, “Padişahlara hac lazım değildir, oturup adl eylemek evlâdır. Caiz ki bir fitne zuhur eyleye” fetvasını vermişti.
İslâm Şairi Mehmed Âkif de annesini gönderdiği halde kendisi Hac fârizasını yerine getiremedi. Mehmed Âkif, 1916 başlarında, Teşkilât-ı Mahsusa bünyesinde yer alarak, Hicaz Emiri Şerif Hüseyin Paşa ile oğullarının Osmanlı devletine karşı isyanını önlemek üzere Hicaz bölgesindedir. Durumun vehametini Teşkilât-ı Mahsusa reisi Eşref Kuşçubaşı, Enver Paşa’ya şöyle açıklar: “Hicaz’da patlayacak felâket, bize bütün Arabistan’ı elden çıkartacak görünür.” (Cemal Kutay, Necid Çöllerinde Mehmet Âkif, birinci basım 1963, s: 44)

Bugün, Kabe’de olanlara bir bakalım:
11 Eylül 2015: Hac görevini yerine getirmek için yüzlerce ülkeden milyonlarca Müslüman’ın bulunduğu Kabe’de büyük bir fâcia yaşandı. Kabe’yi genişletme çalışmaları kapsamında 3-4 yıldır süren inşaat alanında bulunan vinçlerden en büyüğü tavaf alanının üzerine düştü. Tonlarca ağırlıktaki vinç, 107 hacı adayının ölmesine, 238’inin de yaralanmasına sebep oldu. Diyanet yetkilileri ölenler arasında 5 Türk’ün bulunduğunu açıkladı. Yaralı 21 Türk ise çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı. Korkunç kazaya neden olan paletli vincin sabit olmadığının ortaya çıkması fâcianın ardından ihmal iddialarını da beraberinde getirdi. Fâcianın önlenmesi için herhangi bir güvenlik önleminin alınmadığı ve yetkililerin söz konusu vincin tehlikeli olabileceğine dair defalarca uyarıldığı öğrenildi. İnşaatlarda çalışan bazı işçiler yöneticilerini uyardıklarını ancak söz konusu vincin sabitlenmediğini ifade ettiler. Facianın ardından dün sabah Mescid-i Haram’da vincin devrildiği Safa ve Merve tepelerinin bulunduğu alanın yanındaki 500 metrekarelik bölüm ile 2. ve 3. katlar ibadete kapatıldı. Kaza sonrası zeminde oluşan dev çukurlar onarıldı. 2020 yılına kadar tamamlanması beklenen genişletme çalışmaları ise 10 Ekim’e kadar durduruldu. Mekke Bölgesi Emiri Halid el-Feysal da vinç kazasını araştırmak üzere komisyon kurulması ve sonucunun acilen yetkili mercilere sunulması talimatı verdi.
Yıllardır Kabe’nin iç avlusu dahil tüm çevresi sürekli bir şantiye halinde olmasından hacı adayları da rahatsız olurken Kabe’yi genişletme projesini Suudi Bin Ladin Grubu’nun yürüttüğü ortaya çıktı. Grubun kurucusu ise Usame Bin Ladin’in babası Muhammed Bin Ladin. 
Vinçler arasında kaybolan Kabe, çevresindeki yapılaşmalarıyla tartışmaları da beraberinde getirdi. Yıllardır bitmeyen (ya da bitirilmeyen) inşaat hacı adaylarını rahatsız etmeye devam ederken yaşanan bu acı olay, kutsal mekanın etrafındaki anormal yapılaşmayı göz önüne serdi. Osmanlı Ecyad kalesi yerine kondurulan, Kabe-i Muazzama’nın yanıbaşında, Beytullah’ı kapatan 100 katlı Zemzem Towers, izleyenlerin yüreğini sızlatmaya devam ediyor. Dört yıldır süren Kabe’yi Genişletme çalışmalarının 2020’ye kadar süreceği söyleniyor.

2006’dan sonra Kabe’de büyük can kaybına dair bir habere rastlanmıyor.

12 Ocak 2006: Suudî Arabistan yetkililerinin yeterli önlemi bir türlü almadığı Mina’daki şeytan taşlama alanı, yeni bir faciaya davetiye çıkardı. Geçtiğimiz yıl 244 kişinin öldüğü Cemerat Köprüsü’nde 367 hacı ezilerek can verdi.

1 Şubat 2004: Şeytan taşlama sırasında izdiham: 244 ölü,244 yaralı. Mina’da şeytan taşlama sırasında yaşanan izdiham 2004 yılında can kaybına yol açtı: 244 hacı hayatını kaybetti. Her yıl milyonlarca insanın hac ibâdetini yerine getirmek için buluştuğu Mekke’de izdiham yaşanmaması için yıllardır ülkelere kota uygulanıyor. Ancak kotaya rağmen alınan önlemlerin yetersiz oluşu bu yıl da yüzlerce hacının hayatını kaybetmesine sebep oldu. Diyanet Işleri Başkanlığı yetkilileri, bir süre önce Suudi yetkililerle görüşerek Mekke ve Mina’da izdihamları önleyici tedbirler alınması yönünde talepte bulunulduğunu; ancak alınan tedbirlerin yetersiz olduğunu belirtiyor.

1979’da Harem-i Şerif Camii’ni işgal eden, Suudi iktidarına muhalif bir Sünni mezhebi üyeleriyle, güvenlik kuvvetleri arasında çıkan çatışmalarda, eylemcilerin tümü ve çok sayıda güvenlik görevlisi öldü.
1987’de Mekke’de Batı karşıtı protestolar sırasında, birçoğu İranlı Şii hacı olan yaklaşık 400 kişi, Suudi askerlerle çıkan çatışmalarda öldü.
1989’da Mekke’de iki bomba patladı, 1 hacı öldü, 16 kişi yaralandı. Suudi Arabistan, olaydan, İran destekli terörist grupları sorumlu tuttu.
Mina’da şeytan taşlama dönüşünde en büyük facia 1990 yılında El Müeysem Tüneli’nde meydana geldi. Tarihe ‘tünel faciası’ olarak geçen olayda, tünele, ters yönden gelen hacı adayları girince 1.426 kişi ezilerek ve sıkışarak hayatını kaybetti.
1994 yılında yine şeytan taşlama sırasında 270 hacı adayı ezilerek vefat etti.
1997’de ise Mina’da 70 .000 civarında çadırın tutuşmasına sebep olan yangın 343 hacı adayının ölümüyle sonuçlanmıştı. Olayda 1.300 kişi yaralandı.
1998’de Cemarat Köprüsü’nde meydana gelen izdihamda 119 hacı adayı hayatını kaybetti.
Yine aynı bölgede 2001’de 40 hacı adayı vefat etti, bunlardan 5 tanesi Türk vatandaşıydı.
2001’de yine şeytan taşlama sırasındaki izdihamda 35 kişi öldü.
2003’te izdihamda, 14 hacı hayatını kaybetti

Mahşerin provasının yapıldığı Arafat’tan, şeytanın taşlandığı Mina’ya ulaşılırken, insanların, yeşilliklere hatta vücuttaki tüylere bile zarar verilmesinin yasaklandığı bu kutsal beldede, özellikle şeytan taşlama sırasında her yıl izdiham yaşanıyor. Bunun sebebi olarak, yönetimden kaynaklanan yönlendirme ve sevk zaafîyeti.
Suudî Arabistan’ın imkân ve niceliği hac organizasyonuna yetmiyor. Bunu belki de, dönemin en başından en sonuna kadar ve bütün ayrıntıları ile bütün Müslümanların akıllarını başlarına alarak düşünmeleri gerekiyor. Suudî hanedanı da kendini “Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn” olarak görüyor belli ki; ama bir farkla: Yavuz Sultan Selim ve ondan sonraki Osmanlı hanedanının unvanındaki “Hâdim”in “hâ”sı, Kur’an alfabesinin altıncı, Türkler’in İslâmiyet’i kabullerinden 1928’e kadar kullandıkları alfabenin sekizinci harfidir. “Mekke ve Medîne gibi iki mukaddes yerin hademesi, hizmetçisi” olarak görüyordu Osmanlı hanedanı kendini. Suudî hanedanının unvanındaki “Hâdim”in “Hâ”sı ise, Kur’an alfabesinin yirmi yedinci, Türkler’in İslâmiyet’i kabullerinden 1928’e kadar kullandıkları alfabenin otuzuncu harfi olan “hâ/he”dir. “Mekke ve Medîne gibi iki mukaddes yerin yıkıcısı, mukaddes yerlerin yok edicisi” olarak görüyor olmalı Suudî hanedanı kendini.
Basında son dönemde sıklıkla Hazreti Muhammed’in doğduğu evin bakımsızlıktan perişan olduğu yönünde haberler yer aldı. Suudî Arabistan’ın bu durumdan da hiç rahatsız olmadığı anlaşılıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Hac Fiyatları şöyle: 

2015 yılı hac ücretleri her zamanki gibi $ (USD) olarak (135 USD kurban ücreti de dahil edilmek suretiyle) şu şekilde tahsil edilecektir: Hac için “normal konaklama” seçeneğini tercih edenler 3 bin 600 dolar, “müstakil konaklama”yı tercih edenler 5 bin dolar ödeyecekler. Otel tipi konaklama tercih edenler ise 6 bin 900 dolar ile 9 bin 900 dolar arasında değişen hizmet bedelini ödeyecekler.

……………………………..
Bu yazı ilginizi çektiyse, şunları da okumalısınız; üzerine dokunun yeter:

 


Hac Fâciası
Hac fârizası 2
Hac fârizası 3
Hac fârizası 4
Hac fârizası 5
Hac fârizası 6