Hangi “aydınlar” hangi “demokrasi” için çağrı yapıyor?

27 Aralık 2014 Cumartesi gününün gazetelerinde “Aydınlardan Demokrasi Çağrısı” diye bir başlığa rastladım. 85 aydının www.change.org/demokrasiyedarbe sitesinde başlattığı kampanyada, Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğü alanında geriye gidişler yaşandığına dikkat çekiliyordu.

Haberi okuduğum internet sayfasının üstünde şu reklâm sloganı vardı: “Eski evini getir, yeni evini al.”

Konjonktürel (fırsattan istifade, durumdan vazife çıkaran) bir tavır. Türkiye’de nasılsa “aydın geçinenler” imza atmaya çok hevesliler, bol bol tweet atmaya da. Türkiye’de kavga seyretmenin, yangın seyretmenin, trafik kazası seyretmenin, idam sehpasında sallananları seyretmenin eskiden beri o kadar çok heveslisi var ki! Gelinen noktada cep telefonuyla her olayı kaydetme alışkanlığı edindi “aydın geçinenler.” Bir iç savaş çıksa, kim bilir kaç “aydın” bunu kaydetmek için kullanacaktır. Ortalığı kan götürmüş falan hiç umurlarında değil! Bir darbe olsa hani, diyelim oldu, alkış tutacaklar, demokrasi falan hikâye!

Ortada tam bir mahalle kavgası var ve mahallenin dışından getirilen birileri kavgayı kızıştırmak için kendilerine düşeni yapıyor. Kavganın tarafı olmayanlar bile kavganın içine balıklama dalmış; bu iğrenç kavgada herkes birbirinin cebinden ne götürürse onu günün kârı sayıyor. 85 isim bulunmuş/buluşmuş! Alfabetik listeye her türden “aydın” yazılmış ki, kavgaya ne kadar çok taraf çekilebilirse o kadar verimli olsun.

Bir de şöyle düşünelim: Bu isimler, bu sözde “aydın” 85 isim kendilerine “büyük show”da bir rol, bir fırsat kapmak için de uğraşıyor aslında. Bu isimler ve belki de daha sırasını bekleyenler, “yetenek-sizsiniz Türkiye” programına katılmak için boşu boşuna izdihama mahal veriyor. Halbuki telaşa hiç gerek yoktu, herkes “büyük show”a zaten bir şekilde katılacak ve katılıyor da.

Listede düşüncelerimi bir yerlere alıp götüren isim Ataol Behramoğlu oldu. Belki biraz da Murat Belge‘nin ismi olabilir. 1988 yılında “Waldo Sen Neden Burada Değilsin?” diye kime/kimlere sormuştu İsmet Özel? Kim üstüne alındı, kendine küçük bir pay çıkardı bu sorudan? 2004 yılında da “Henry“ye şunu sormuştu: “Henry Sen Neden Buradasın?” Birçok liste düzenlenebilir, birçok listeye imza atacak çıkabilir, bu işler daha çok liste götürür.

‘Waldo’ ve ‘Henry’ önemli kitaplardı. Türk aydınının durumunu, ahvalini ortaya koyuyordu. Bu tanıklık için bize iki aydın adamın Ralph Waldo Emerson ile Henry David Thoroeau ilişkisini örnek veriyordu yazar. 85 “sözde aydın”ın bulunduğu listede kimler yer almakta ve kimler yer almamakta? Neye ve kime göre, kimin emriyle liste belirlenmiş? www.change.org/demokrasiyedarbe sitesi üzerinden sanal bir demokrasi ve sanal bir darbe mi oluşturuluyor yoksa sanal bir aydın zümresi mi?

Ataol Behramoğlu ve birkaç isim daha, aslında “kanına ekmek doğrayacakları” bir Amerikalı Sancho Panza’nın aşkına bu imzayı atmıyorlar? Bu 85 isim sadece bir “yetenek” gösterme derdinde. Show programının yapımcısını ve jüriyi bulmak da size kalsın artık, bundan sonrası çok kolay!

İsimlerin yer aldığı listede  Massachusetts Institute of Technology’de (MİT) ekonomi profesörü olan ve “dünyanın en iyi ekonomistleri” arasında gösterilen Daron Acemoğlu; dayısının Rum kendisinin Ermeni olduğunu söyleyen Hayko Bağdatİsmet Özel‘le Muş’ta birlikte askerlik yapan,  bir zamanların TİP üyesi , 1971 yılında Yunanistan’a yerleşen Herkül Milas; Nedim Gürsel’in “İstanbul Yahudi Toplumundan Genç Bir Yazar” olarak tanıttığı Mario Levi; ve kışkırtıcı Maya Arakon.

Türk bulamadıysan buldun Amerikalı! Amerikalı bulmak Yahudi bulmaktan, Ermeni v.s. bulmaktan başka bir şey değil zaten. Sadece Türk bulabildiğinde o bulduğun bir Amerikalı olamıyor!

Ataol Behramoğlu‘nun beyanatı şu şekilde: “Türkiye kutuplaştırıldı ve bu kutuplaştırma, taraflar arasındaki düşmanlığın neredeyse bir İspanya iç savaşındaki gibi intikam ve kan dökücülüğe doğru gitmesine yol açıyor. Bunun başlıca sorumlusu da sarayda oturan şahıstır.”

Her kesim kendine göre bir “demokrasi” düşlüyor. Buradaki 85 ismin ve başka imza meraklılarının hepsinin karnı tok, sırtı pek. Bu nedenle “demokrasi” düşü görmeye yatıyorlar. Kafalarını yastığa koydukları gibi başlıyorlar düş görmeğe, Allah’ın her günü yeni bir demokrasi düşüyle uyanıyorlar. Aç karnına yattığınızda düş göremezsiniz!

Behramoğlu’na şunu sormak isterim: Türkiye büyük bir intikam ve kan dökücülükten, hatta bir iç savaştan buraya, bu noktaya gelmedi mi? Behramoğlu da bu iç savaşta, başkaları gibi kapağı Fransa’ya atmadı mı? Murat Belge’nin cezaevinde gördüğü işkenceler hangi iç savaştaydı?

Türkiye’de bir “kutuplaştırılma” sözkonusuysa ve bunun sorumlusu eğer iktidarsa, bu iktidardan kurtulsa “kutuplaştırılma[dan]” yaşayacağını mı sanıyor Behramoğlu Türkiye’de?

Diğerlerini bir tarafa bırakın da, bu listedeki Ferhat Kentel gibi isimlerin “Türkiye demokrasisi için çok geç olmadan hükümeti girdiği tehlikeli yoldan dönmeye” çağırmaları işin içinde başka bir “iş” olduğunu gösteriyor. Hükümet Türkiye’yi demokrasiye doğru götürmüyorsa eğer, bunun anlamı, kapitalizm yolundan çıkması veya sapması veya çıkmaya niyetlenmiş olması demektir.