“Her siyah özünde beyazı da barındırır” mı?

 

İstanbul Ünv. İlahiyat Fak. Tasavvuf Anabilim Dalı’nda öğretim üyeliğini sürdüren Prof. Dr. Ekrem Demirli‘nin iki kitabı çıktı 2015’te: Şair Sûfiler / Mevlana, Yunus Emre ve Niyazi-i Mısrî Üzerine İncelemeler (Nisan 2015) ve Tasavvufun Altın Çağı / Konevî ve Takipçileri (Mayıs 2015). İsmi anılan kitapların her hakkı, Timaş Yayın Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Sufi Kitap’a ait.
Her iki kitap da, hem yayınlandığı yer, hem de yayınlandığı zaman itibariyle çeşitli sorunları taşımakla birlikte, İslâm üzerinde uzun zamandır uygulanan bir projenin izlerini taşıyor.
İlk kitap (Şair Sûfiler), birinci bölümün ilk makalesinde “İbnü’l-Arabî ile Mevlana Arasındaki Bazı Ortak Kavramlar”ı konu alan tartışmaya açık (ama yeri ve zamanı olmadığı için kimsenin tartışmadığı; tartışanların da Prof. Dr. Mikail Bayram gibi dışlandığından hiç söz edilmediği) bir makaleyle başlıyor. Bu bölümün sonunda Ekrem Demirli şöyle diyor: “Sonuç itibariyle, Mesnevî şerhçiliği büyük ölçüde İbnü’l-Arabî’yle ortaya çıkan tasavvuf anlayışından beslenerek tasavvufu görüş ayrılıklarından arınmış ahenkli bir yapı sayma kabulüne dayanmıştır.” (s: 38).
Tasavvufu, görüş ayrılıklarından arınmış ahenkli bir yapı saymak, bu yapının kabulü, uzun zamandır uygulanan bir projedir. BOP bütün bunların gelip dayandığı son aşamadır. Görüş ayrılıklarından arınmış, evrensel sistemle ahenkli bir yapıya büründürülmüş tasavvuf  dünya sisteminin işine geliyor. Sayın Demirli bu projenin farkında mı?
“Çeşitliliği yoksayan ve dünyayı devletin Bir’leştirici mantığı doğrultusunda anlamlandıran bir siyaset kuramı, devlet dışında düşünmeyi engeller. Bu düşünsel engeli ortadan kaldırmak için, devleti aşan bir bütünde, farklı siyasi yapıları anlaşılır kılan ortak özellikler aramak gerekir.” (Cemal Bali Akal)
Kitabın son makalesinde (Müslümanlar Hz. Peygamber’in Mevlidini Niçin Kutlar?) Ekrem Demirli’nin ‘Kutlu Doğum’ denilen etkinlikten ısrarla ve özellikle bahsetmemesi dikkat çekicidir. “Doğum günlerini kutlamak günümüzde yaygın bir toplumsal âdet haline geldi. Doğrusu bu şekliyle doğum günü kutlamanın bir anlamı olamaz.” diyor ve soruyor: “bekleyeceğiz ve göreceğiz, o mevlit kutlamaya değer mi, değmez mi?” (s: 260).

İkinci kitabın (Tasavvufun Altın Çağı) yine birinci bölümü XII-XIV. Asırlarda Anadolu’da Düşünce Hayatı başlığını taşıyor ve ilk makalede şöyle bir cümleye rastlamaktayız:
“Halbuki İbnü’l-Arabî ve takipçilerinin düşüncesi siyah ile beyazın değil, daha paradoksal bir dünya görüşünün ürünüdür. Bu dünyada beyaz vardır, siyah vardır, fakat her siyah özünde beyazı da barındırır. XIII. asır ve sonrasındaki İslam düşüncesindeki iyimserliğin ve insancıllığın temeli bu anlayıştır. Bu itibarla on üçüncü asır sonraki dönemler için hâlâ vazgeçilmez referans asrı olarak kalmayı sürdürmektedir.”(s: 21).
Ekrem Demirli’nin büyük bir başarıyla tercüme ettiği on sekiz ciltlik Fütûhât-ı Mekkiyye’nin on sekizinci cildinde yer alan (FM; cilt 18, s: 435-436-437; Litera yayıncılık, 2012) İbn Arabî’nin, Sultan Keykavus’un 609 yılında yazdığı mektubuna cevaben yazdığı nasihatta hiç de “her siyah özünde beyazı da barındır” gibi bir ifadeye rastlanılmaz.

İsmet Özel: “Biliyorsunuz bu tuhaflık, bu kaypaklık başladığı zaman ilk söyledikleri şey insanların “Canım her şey ya siyah ya da beyaz değildir” diyorlar. Böyle bir şey yok. Her şey ya siyahtır ya da beyazdır. Eğer ne siyahtır ne de beyazdır diyorsanız o renksiz demektir. Anlatabiliyor muyum? Yani siyahla beyaz arasında gri vardır diyorlar. Siyahla beyaz arasında gri dediğimiz şey ya siyahı çok olan beyaz ya beyazı çok olan siyahtır. Böyle bir şey yok. Eğer griyi anlamak istiyorsak içinde ne kadar beyaz ya da siyah olduğunu anlamak zorundayız. Yani gri diye üçüncü bir kategori zaten yok. Anlatabiliyor muyum? İnsanlar bundan kaçıyorlar. Bu da sahtekârlığı kolaylaştırıyor. Kur’an aynı zamanda Furkan’dır diyoruz biz. Neden çünkü farkı gösterir, hak ile batılı ayırır.” (Sivas Radyo Televizyonu Söyleşisi – 06.05.2006)

………………………….
Şu yazıyı da okuyabilirsiniz- (üzerine dokunmanız yeterli):
Ekrem Demirli -ek
Ekrem Demirli’ye bir “ek” daha..