Halep çıbanı

“Mon şer! Dün gece, bu suratımın hali uykumu kaçırdı. Onu şöyle hayâlimde tashîh edeyim dedim. Meselâ alnımı daha muntazam bir şekle soktum. Kafamı lepiska saçlarla örttüm. Yanağımdaki Halep çıbanını sildim. Ağzımı ufalttım, çenemi incelttim. Gene de bir şeye benzemedi. Anladım ki bu kafayı kökünden söküp atmaktan başka çare yok.” (Ahmed Haşim’in bir mektubundan.)

Kafayı değiştirmek zorundayız; yoksa Halep çıbanını bir şeylerle kapatsak, silsek bile çirkinliğimiz kalacak, sırıtacaktır. Ayna yalan söylemez!