Mehmed Âkif’den utanmadan

Bir gazetenin ‘kültür-sanat’ sayfasını açıyorum; hayret, gazetenin böyle bir sayfası var hâlâ, kültür ve sanattan bunca uzaklaşmışken, kültür ve sanat bunca tahribata maruz kalmışken! Gazetenin ‘kültür-sanat’ sayfasında ‘Anayasayı kim yazmalı?’ diye başlığı olan bir yazı bile var, malum ‘kültür-sanat’ sayfası! Sayfadaki haberlerden birinin başlığında da “Sanat kritiği üretmeliyiz” diyor bir küratör. Hangi sanatın kritiğini acaba?
“Diğer alanlarla birlikte kültür sanatta da sadece kopya çekti[ğimizi], taklit etti[ğimizi]” söylemiyor muydu Cumhurbaşkanı? Üstelik “onları da kötü bir şekilde yaptı[ğımızı]”. “Kendimize ait olanları geliştirmek şöyle dursun, mevcuda dahi sahip çıkamadı[ğımızı]; bu sürecin sonunda ise ne özü, ne şekli itibariyle dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir ülke, toplum haline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı[ğımızı]” dile getirmiyor muydu?
Gazetenin ‘kültür-sanat’ sayfasında bir başka habere takıldı gözüm:
“Akif’in Kur’an Meali yayınlandı” (!), (?)
Doktorasını Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın hayatı, eserleri ve divançesi üzerine yapan Necmi Atik’in hazırladığı “Mehmed Âkif Ersoy’un Kur’ân Meâli (Âkif’in Kendi El Yazısıyla İki Cüzlük Meâli)” Büyüyen Ay Yayınları’ndan Ocak 2017’de çıktı.
Hangi Kur’an meali bu, diye merak edilmesi gerekiyor, oysa edilmiyor; edilmediği için de bu kaçıncı Âkif’in Kur’an Meali, hem de Âkif’ten utanmadan? Neden ‘utanmadan’ diyorum, utanılacak ne var bunda? Mehmed Âkif’le ilgilenen, Mehmed Âkif’in hayatı üzerinde çalışan, araştıran herkes şunu kesinlikle bilir ki, Mehmed Âkif kendisiyle 1925 yılında yapılan Kur’an tercümesiyle ilgili mukâveleyi Mısır’da geçirdiği onbir senelik hayatının sonlarına doğru fesheder. Kur’an tercümesini tamamladığı halde teslim etmez. Mehmed Âkif’in bu kararında dayandığı gerekçeleri, delilleri vardır, bunlar çok dile getirilmek istenmez. “Tercüme güzel oldu, hatta umduğumdan daha iyi. Lâkin onu verirsem, namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allahımın huzuruna çıkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam.” Bu kadar kesin kararlı, bu kadar ‘yoğun’ imana sahip birisi tercümeyi şurada burada bırakır, güvenmediği kişilere teslim eder mi? Âkif tercümenin yok edilmesi için gerekeni yapmıştır. Üzerinden seksen yıl geçtikten sonra hâlâ bu tercümenin (mealin) peşinde olanları gördükçe, bunlar hiç olmazsa Âkif’ten utansalar diyorum.
Bakın ne diyor akademisyen Necmi Atik:
“Niyazımız odur ki bir gün bir yerlerde Akif mealinin tamamı ortaya çıksın, Yüce Allah’dan ümit kesilmez…”
“Defterin ortaya çıkmasıyla rahatladık elhamdülillah!”
“Ne Akif’in, ne de İhsan Efendi’nin meali yakmak gibi bir niyetleri asla bulunmamaktadır. Mustafa Âsım Köksal hocanın dediği gibi, bu kadar kıymetli bir eserin yakılması suçtur.”

Necmi Atik tarafından bulunup ortaya çıkarılan bu defterle birlikte 2012’de yayınlanan mealin de Mehmet Akif’e aidiyetinin de kesinleşmiş olduğunu söylüyorlar, elbette yine müthiş bir rahatlıkla, hiç çekinmeden. Âkif’in Kur’an tercümesini teslim etmemek için verdiği mücadeleyi, ruhunu teslim ettikten seksen sene sonra Değişim Yaşayan Müslümanlar hiçe sayıyor, görmemezlikten geliyor, bu mücadeleyi önemsemiyorlar.
Bu gidişle Âkif’in yeni Kur’an mealleriyle karşılaşacağız, Âkif’e ait olduğu iddia edilebilecek çok meal var daha keşfedilmeyi bekleyen!

Bir de şöyle bir durum var:
Kitabın adında ‘Mehmed Âkif’ diye yazarken, gazete ısrarla, titizlikle ‘Mehmet Akif’ diyor! Anlaşılır gibi değil! ‘Kur’ân’ın ve ‘meâl’in yazımında da gazete ‘Kur’an’ ve ‘meal’ demekte ısrarcı.