Hac farîzası üzerine -9

Hac, İslâm’ın kula farz kıldığı beş yükümlülükden biri. Bugün, gelinen noktada, bu yükümlülüğü yerine hangi koşullarda getirebileceğimizi ve/veya getiremeyeceğimizi düşünmek tartışmak zorundayız. Büyük bir sorumluluk altındayız. Dört yüz yıldan fazla “Hadimul Haremeyn” olarak hizmet ettiğimiz Mekke ve Medine’nin elimizden nasıl, hangi oyunlarla alındığını unutmamalıyız. (“Laik devlet – ılımlı İslâm yolunda Suudi krallarının isimlerinin başında yer alan [Osmanlı’dan gasp edilen] Hadimul Haremeyn sıfatının artık kaldırılacağı” belirtilmiş ki, bu isabet olmuş!)
3 Eylül 2015’te ilk yazıyı yayınladık: Hac Farîzası Üzerine. O yazıda Necmettin Erbakan’ın bir sözüne de yer vermiştik. Demiş ki Erbakan: “Dünya kapitalistlere çalışıyor. Hacca giden hacılarımız dahi bu adamlara çalışmak zorunda kalıyorlar.” Hac farîzası üzerine dokuzuncu yazıyı yayınlamaktayız. Hicaz bölgesi bütün Müslümanların ortak bölgesidir. Suudi Arabistan Hicaz bölgesinde bir şeyler yapmakta, fakat Müslümanların sesi çıkmıyor, çıksa da bir şey ifade etmiyor, bir etkisi olmuyor; bir kısmının da sesi kesiliyor. Suudi Arabistan, petrolden kazandığından daha fazlasını “hac turizmi”nden kazanmayı planlıyor. Haccı bir ticari kazanç olarak gören rejim, aynı zamanda yaptığı düzenlemelerle Kâbe’yi ve Hicaz bölgesini kendine ait olarak görmekte. “Hac endüstrisi” petrol ve gazdan sonra ülkenin ikinci endüstrisi durumunda. “Hac ve Umre turizminde” önemli bir büyüme potansiyeli ve iş olanağı görüyorlar. Agence France-Presse’in haberi şöyle: “Dinî turizm: Suudi Arabistan’ın beyaz altını. Küresel petrol fiyatları dalgalanıyor, Suudi Arabistan başka bir doğal kaynağa yöneliyor: Milyarlarca dolar kazandığı yıllık hac turizmi.”
The Guardian’ın haberi: “Mekke dönüşümü: Hac, Suudi Arabistan için nasıl büyük bir işletme haline geldi?”
Ülkenin dini turizm endüstrisi hızla gelişiyor. Hacılar için inşa edilen yeni lüks oteller her şeyi kanıtlıyor.
485 metre yüksekliğindeki Mekke saat kulesi, Big Ben’le büyük bir benzerlik göstererek Mekke için yeni bir dönemi temsil ettiği gibi, dini turizm endüstrisinin baş döndürücü vizyonunu ve büyümesini de sembolize ediyor. Mekke ve Medine’ye gelen toplam turist sayısının (hacı, artık turist/ziyaretçi olarak bu topraklarda bulunuyor) 2025 yılında yaklaşık 12 milyonla 17 milyon arasında olması bekleniyor.
Lüks oteller, alışveriş merkezleri ve dairelerden oluşan bir kompleks olan Abraj al-Bait (Ebrac El Beyt) Kuleleri, Osmanlı mirası Ecyad Kalesi yıkılıp yerine inşa edilen binalar kompleksi. Ölçülerini, harcanan rakamları merak edenler arayıp bulabilir. 601 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek, en büyük oteli. Yapı, Kabe’yi içine alan Mescid-i Haram’ın yanında büyük bir kibirle omuzlarını kaldırmış dikleniyor. Abraj Al Bait Kuleleri’nde yaklaşık dört bin kişi kapasiteli büyük bir mescit de bulunmakta. Herhalde Kâbe’ye inmek istemeyecekler! Her yıl iki milyon hacı adayı’nın konaklayabileceği kuruklu yıldızlı bir otel konumunda. Dahası, Abraj Al-Bait Kuleleri’nde çok katlı alışveriş merkezi, sekiz yüz araç kapasiteli otopark da bulunmakta. Konut kuleleri, iki helikopter alanı, iş seyahatçilerinin yerleşebileceği konferans salonu.. Gayrimüslim Mimarlık otoritelerince kitsch olarak nitelendirilmiş!
Fas, Tunus, Türk, İngiliz, Cezayir ve Güney Afrikalı konuklar (bunlar aynı zamanda hacı adayı) konfor ve lüksden hoşlandıkları için, bu oteller, zengin olma eğilimi gösteren bu tür Müslümanlar hoşnut olsun diye yapılıyor. Pakistanlılar bu üst düzey otellere tenezzül etmiyormuş, onlar başka yerlerde, başka biçimlerde hoşnut oluyorlar! Bu kuyruklu yıldızlı otellerde yirmi dört saat uşak hizmeti alıp, bimem kaç yüz dolarlık çikolata seçimleri yaparak, otellerin bazıları tarafından sunulan şımartıcılıkla, geceliği altı bin dolara yakın rakamlarla farklı bir hac farizası yerine getirlimiş olacak!  Yabancı firmalar şimdiden bütün odalar için % 100 doluluk raporu veriyormuş. Son olarak, Kâbe’nin üzeri çift kanatlı, açılıp kapanan bir çatı sistemiyle örtülecekmiş, hacıları güneşten korumak için!
Bütün bunlardan rahatsızlık duymayan Müslümanların sayısı fazla olmalı ki, hac farîzasını yerine getirmede hiçbir engel görmüyorlar.

(Eğer bakmadıysanız, diğer sekiz yazıya da bir bakın lütfen. Sosyal medya denilen bu şebekede yazılar artık okunmuyor, göz atılıyor, bakılıyor da onun için ‘bakın’ dedim.)