Oktay Akbal / Aynaların gerçeği
Yazıyı oku

84af51ec72271adbaaf2ce4a8e2f855d--susanne-janssen Alice Wellinger

 

Bir şeyler değişecek. Hep değişecek bir şeyler bulunur. Mevsimler gelir gider, anlamayız çoğu kez. Birden bir aynayla karşılaşırız. Yabancı biri bakar karşıdan. Geçmiş yaşamlarımıza karışmış biri, bizden biri. Bana ‘Berber Aynası’nı yazdıran bizim içimizdeki öteki biz. Nedense aynaları yalancı diye belletmişler bize. Öyle sanmak işimize gelmiş. Şairler yapmışlar bunu. İşte ‘Yaşamak Oyunu’nda Cavidan Tümerkan da bu yalanı sürdürmek isteğinde.

Neden sık sık bakarız aynalara
Bilir misin?

Devam →

Nazan Bekiroğlu
Yazıyı oku

 

Bir metafor olarak ayna
(3 Ocak 2010 tarihinde bir gazeteden kesmiştim Nazan Bekiroğlu’nun bu köşe yazısını; kâğıtları, vesîkaları, belgeleri, oradan buradan kesilmiş yazıları karıştırırken buldum. Aynaya Özgü için önemli bir yansıma taşıdığna inanıyorum. Renkli vurgulamaların bana ait olduğunu belirtmek isterim. ÖA)
Hiçbir şeyin yekdiğerinden siyahla beyazın ayrıldığı netlikte ayrılmadığı sosyal olguların tarihçesinde edebiyat bilimi kavramlar üretip onların da üzerine -izm’li terimler giydire dursun. Sanata malzeme olabilecek gerçeklik her dönemde üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Devam →

aynı sahne, aynı oyun, aynı oyuncular
Yazıyı oku

figüranlarsa televizyon başındakiler, sokaktan geçenler, etrafta dolaşanlar, oyuna aval aval bakanlar, çaresizler, kurbanlar, daimi figüranlar.
Zâlim olarak gösterilen mümin, âdil olarak görünense kâfir!
Dünyada oyun böyle oynanıyor. Mümin hep zâlim rolünde, zâlim kostümünü giydiriyorlar ona, kötü adam olarak hep o görünüyor oyunda. Kâfirse hep âdil rolünde.
Düşünün bakalım.
(Kimle muhatap oluyorum?)

Mümin aslâ salak olamaz.
(Kimle muhatap olduğum belli değil!)

Devam →

Orhan Okay
Yazıyı oku

14 Ocak 2017 Cumartesi (16 Rebî-i elâhir 1438).
Fatih Camiinde öğle namazını müteakip bir cenaze namazı. Hakiki bir âlimin cenazesiydi: Orhan Okay Hoca’nın.
Müminlerin emiri Hz. Ali’nin (ra) şu sözü üzerinde iyi düşünmemiz lâzım:
“Mal mülk biriktirenler diri diri ölürler. Âlimler ise dünya durdukça yaşarlar. Kendileri belki yoktur, ama kalplerdeki eserleri dimdik durmaktadır.” (Nehcu’l belağa)
“İslâm’ı asrın idrakine söyletmek sözünde ben, İslâm’dan taviz verici bir ifade çıkaramıyorum. Âkif’in yaşadığı çevrede ve çağda,

Devam →

Alice’in aynası
Yazıyı oku

 

 

 

 

 

 

Alice’s Adventures Under Ground, 1864
Lewis Carroll’ın kendi el yazısı ve resimleriyle
orijinal el yazmasından bir sayfa.

 

 

 

Lewis Carroll’ın 1871-1872’de yazdığı Through the Looking-Glass (Ayna Sayesinde; Tomris Uyar tarafından Türkçeye çevrilen kitabın adıysa: Aynanın İçinden) Alice’s Adventures in Wonderland‘ın (Alice Harikalar Diyarında) devamıdır.

Devam →

Camus’nün aynası
Yazıyı oku

88209

“Biz, yirmi yüzyıldır süren Hıristiyan görüntüsünün sonuçlarıyız. İki bin yıldır, [Avrupa’ya ait] insan, kendisine [kilisenin aynasında] kendisinin aşağılanmış bir görüntüsünün sunulduğunu gördü.”

“‘Bir aynanın karşısında yaşamak ve ölmek’ der Baudelaire.”

“Bir aynanın karşısındaki trajik insan: saçma işte o. Şimdi aynayı yok etme zorunluluğu.”

Devam →

Woolf’un aynası
Yazıyı oku

Virginia Woolf aynayı seviyor. Ayna onun için önemli bir metafor. Bütün eserlerinde aynayı görebilir, aynaya bakabilirsiniz, hatta dokunabilirsiniz. Ama müsaade ederse!
Eylül 2016’da yeni bir kitabı daha tercüme edildi, bütün eserleri serisinden dokuzuncu kitap: “Pazartesi ya da Salı”virginia-woolf-monday-or-tuesday 758_large 0000000711034-1

Yine nefis bir tercüme: İlknur Özdemir’den. Yine: Kırmızı Kedi’den.
Pazartesi ya da Salı, Woolf’un hikâyeleri. “Aynadaki Leydi” olağanüstü bir hikâye.
“İnsanlar” diyor Woolf, “odalarında aynaları asılı bırakmamalılar.” Elinde olmadan birinin gözü takılabiliyordu zira.

Devam →

Tarihin aynası
Yazıyı oku

“Tarihin yaptığı yüzümüze ayna tutmaktır; ama tarih bu yaptığında çok ısrarlı değildir. Eğer biz yüzümüze ayna tutulsun istemiyorsak tarihin bize hiçbir şey yansıtmadığı düşüncesiyle ömrümüzü geçirir ve hitama erdiririz.
Tarihle ilişkimiz, içimizde ayna karşısına geçme istek ve hevesi taşıdığımız müddetçe kurulabilir. Aynaya bakmaktan hoşlandıysak tarihi benimsedik demektir.
/…/
Tarih insanlığın bir kısmının tarihidir diyenler, herkesin istediği halde aynayı kullanamayacağını, zira aynanın her önüne geçeni göstermeyeceğini iddia etmiş olur.”

(Henry Sen Neden Buradasın-2,

Devam →

Bergman’ın aynası
Yazıyı oku

 

Såsom i en spegel (1961). “Ayna Sayesinde” diye çevirmekten yanayım ben.
Ingmar Bergman’ın, kamerasıyla (mercek/ayna) ruhundaki aynada belirsiz hakikati (İslâm’ın dışındaki aynalarda yansıyan belirsiz hakikati, küfrün örttüğü, kararttığı aynalardaki hakikati) aralamaya, aydınlatmaya (bu filimde ışığı kullanışıyla) çalıştığını görüyorum.
Kur’an haricinde başka neye gönderme yapılabilir?
Aziz Paulus’un Korintuslulara birinci mektubunun on üçüncü bölümüne: “Çünkü şimdi, aynada anlaşılmaz bir biçimde [kendimi bile teşhis edemeden] görüyorum, fakat o zaman [hakikatle] yüz yüze geleceğiz.

Devam →

Tarkovsky’nin Ayna’sı
Yazıyı oku

 

Andrei Tarkovsky, bizim (seyirci olarak) sadece perdeye boş boş bakmamızı değil, aslında bir aynayla yüzleşmemizi, aynadaki görüntüleri, imgeleri kendisiyle beraber çözmemizi istiyor. Bu ayna, herkesin özgün aynası da olabilir, toplumsal bir ayna da olabilir. Ayna, maddî değil metafizik bir aynadır. Diego Velázquez’in hemen hemen bütün resimlerinde ve özellikle de Las Meninas‘da bizi aynanın içine nasıl çektiğini hatırlayalım.
Natalia’nın aynayla yüzleşme sahnesi: Natalia aynaya bakıyor,

Devam →

Baudrillard’ın aynası
Yazıyı oku

2500  Le_Miroir_de_la_production

Bizi bir bilinçaltı varsayımına doğru iten aynaların sessizliğidir. Aynaları, bir göstergenin göstereni olarak ne kadar anlayabiliyoruz? Doğu’dan Batı’ya, geçmişten bugüne o kadar çok kullanıldı, o kadar çok tercih edilen bir metafor oldu ki, ayna iyice yıprandı artık. Bu metafor karmaşası içinde ‘aynaya özgü’ bir görüntü yakalamamız çok zorlaştı.
Aynalar, hakiki sûretimizin yerine geçen bir görünümle karşılaştığımızı unutmayalım diye bizi uyarıyor. Aynaya bu gözle, bu uyarıyı unutmadan bakmalıyız.
Jean Baudrillard’ın “Simülakrlar ve Simülasyon”unda ‘ayna’yı sürekli yüzümüze tutmasının başlıca nedeni de bu uyarıyı ciddiye almayışımızdır.

Devam →

Ernst Bloch’un aynası
Yazıyı oku

    

Ernst Bloch’un sorusu: “Bugün Ayna İnsana Ne Anlatır?”

“Giyinmek için bir ayna gerekir; tehdit altındaki, efendisinin gözleriyle bakar kendine. Patronu, memuruna itimat etmek istediğinde onun nasıl olmasını arzu ediyorsa, o gözle. Aynadaki gerçi kendi olduğu gibi, olmayı arzuladığı gibi gördüğüne inanır [‘inandırır’ olmalı] kendini; evet, işyerinde, insanların arasına çıkmadan hemen önce, alelacele baktığı aynada da böyle görür. Yüzü olabildiğince pürüzsüzdür, memur tıpkı elbisesi gibi ince, kırışıksız olmak ister ve öyle durur aynanın karşısında.

Devam →

Lacan’ın ‘ayna evresi’
Yazıyı oku

‘Ayna testi’nden geçen insan yavrusu ile şempanze arasında çok önemli bir ayrım var: Şempanze, aynadaki imgesini yanıltıcı bularak yansısını beğenmiyor, yansısıyla ilgilenmiyor. Aynadaki imgesini tanıyarak, teşhis ederek kabul eden insan yavrusuysa, zekâ eylemi için esas alınan evreyi (‘ayna evresi’ / stade de miroir) kanıtlayarak aynı zamanda nefs sahibi olmayan hayvana (testteki şempanzeye) göre insanın zavallı bir konumda olduğunu da kanıtlamaktadır. Değil şempanze, hiçbir hayvan “işte, ben buyum” demez. İnsanın da kendini bulma evresi,

Devam →

Borges’in büyüleyici aynası
Yazıyı oku

4269-MLA3499520015_122012-F  10072

“O günlerde, aynalar dünyası ile insanlar dünyası, şimdiki gibi birbirinden kopuk değildi. Buna karşılık, birbirinden çok farklıydı da;  varlıklar da, renkler de, biçimler de aynı değildi. Her iki âlem, yansılar âlemi ile insanlar âlemi uyum içindeydi; aynaların içine girilebiliyor, sonra dışarı çıkılabiliyordu. Bir gece, aynalarda yaşayanlar yeryüzünü ele geçirdiler. Çok güçlüydüler, ne ki kanlı savaşlar sonunda Sarı İmparator büyü gücüyle üstün geldi. İstilacıları geri püskürterek aynalarına hapsetti ve onları, bir çeşit düşler âlemindeymişler gibi,

Devam →

Virginia Woolf / looking-glass
Yazıyı oku

s2825512 148905  6652

 

They stood together in front of the looking-glass, and with a brush tried to make themselves look as if they had been feeling nothing all the morning, neither pain nor happiness. But it chilled them to see themselves in the glass, for instead of being vast and indivisible they were really very small and separate, the size of the glass leaving a large space for the reflection of other things.

Devam →

Necip Fazıl’ın aynası
Yazıyı oku

Necip Fazıl Kısakürek / Aynadaki Yalan, birinci basım 1980:

“Ayağa kalktı, aynaya geçti, kanlı gözlerine ve dağınık saçlarına aldırmaksızın kapıya koştu.”

– Ayol, aynanın karşısına geçip şu her gün eskittiğin suratına bakacağın gün ne zaman gelecek?..
– Biz şimdi, kadınlı erkekli kocaman bir gençlik ordusu çapındayız. Aynaya bakmaya bile vaktimiz yok…

Ve aynada kendisini seyretmeye koyuldu. İnsan… Yüzünü bile tam görebilmekten âciz mahlûk… 

Devam →

Sagopa Kajmer
Yazıyı oku

Soyut bir yüz aynada aksederken yüzüme,
kimsin demeye dilim varamadı…

Türk ‘rap’ sanatçısı Sagopa Kajmer’in (Yunus Özyavuz, 1978) bir şarkı sözü.

 

0828150543687474703a2f2f692e68697a6c69726573696d2e636f6d2f415a586e41712e6a7067

Devam →

Pavese’nin aynası
Yazıyı oku

cesare-pavese

“Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.”

Cesare Pavese / çeviren: Cevat Çapan

“Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.” diyor Pavese, 6 Kasım 1938’de.

Yaşama Uğraşı / çeviren: Cevat Çapan,

Devam →

Ernst Bloch. Aynada yüzleşme
Yazıyı oku

SİYAH ADAM

Biri, tam da yanıldığı için kendine daha da fazla baktı. Bir akşam geç saatlerde bir beyefendi arkadaşlarıyla otele geldiğinde tüm yataklar doluydu;  biri hâriç,  fakat o odada da çoktan bir zenci   -Amerika’dayız- uyuyordu. Beyefendi odayı yine de tuttu, sadece bir gece içindi ve sabah erkenden trene yetişmeliydi. Bu yüzden otel uşağına sabah hem kapıyı çalmasını hem de yatağında    -ama siyah adamınkinde değil de doğru olanında- uyandırmasını önemle tembihledi. O gece oldukça sert şeyler içildi,

Devam →

Ernst Bloch. Bir ayna parçası
Yazıyı oku

ELDEN ELE İLETMEK

Gerçi her insan şu ve bu olarak zaten burada gibi görünür. Ancak hiç kimse öne sürdüğü şey olmayıp, hele hele, sergilediği şey hiç değildir. Üstelik de herkes zamanla ne olduysa, geldiği ev itibârıyla pek az falan değil, hem de fazlasıyla o olmaya meyyâldir. Daha sonraları, içinde olmakla kalmadıkları, ama meslekî olarak veya herhangi bir bağlamda da içine sokuldukları kabuklarına alışırlar. Mamafih, günün birinde bir delikanlı, buradan çok uzaklarda bir ayna bulmuştu ki daha önce böyle bir şeyi hiç tanımıyordu.

Devam →

Elias Canetti’den bir ayna
Yazıyı oku

“[…] Şaşırmak, bir zamanlar büyük bir olasılıkla o sözünün edilmesinden hoşlanılan, görüntüleri daha pürüzsüz ve dingin bir yüzeye yansıtan ayna idi. Günümüzde ise bu ayna parçalanmış durumda ve şaşkınlığın kırıkları küçüldü. Ama en küçük kırıktan bile bir görüntü tek başına yansımıyor; kendi karşıtını da acımasızca beraberinde sü­rüklüyor; gördüğün ne olursa olsun ve ne denli az olursa olsun, senin görme eylemin onun kendi kendisini geçersiz kılmasına yol açıyor.
O halde yazarı aynada yakalamaya çalıştığımızda,

Devam →

Cemal Bâli Akal
Yazıyı oku

 

 

 

“Leviathan’ın 1651 baskısının kapağındaki ünlü resim hatırlanırsa, Ölümlü Tanrı’nın gövdesini oluşturan “yaratıcı- lar”ın sırtları dönüktür. Aslında onlar, bir Ayna’ya bakan Kalabalık olarak düşünülmüşlerdir. Ayna’da gördükleriyse Bir’dir, yani gövdesini oluşturdukları Leviathan. O başka yere bakar: Non estpotestas Süper Terram quoe Comparetur ei job…
Hobbes benzerlik ve Ayna düşüncesi üstünde oynamayı sever, Leviathan onu kuran insancıkları taklit eder, örnek alır, ama Ben’leri değil, Maske’leri,

Devam →

Ayna / Tahsin Yücel
Yazıyı oku

Hikâyedeki karakterlerden biri (Tutkal Rıza) şöyle diyor diğer karaktere (profesör Tarık Uysal’a):

“Ama, daha önce de söyledim, yaşam aşındırıyor yüzleri. Gözleri de. Her gün gördüğümüz için, üstelik aşınmış gözlerle gördüğümüz için, yüzümüzün hep aynı yüz olduğunu sanıyoruz, ama belli ki değişiyor, belki de her dakika değişiyor. Aynaya bakmasını bilmek gerek.”
“Bak, bunu çok güzel söyledin işte: aynaya bakmasını bilmek gerek,” diye doğruladı profesör Tarık Uysal, o sabah aynanın karşısında düşündüklerini anımsadı, gerçek çözüme yaklaşıyormuş gibi bir duygu uyandı içinde,

Devam →

Ayna / Enis Batur
Yazıyı oku

“Aynaya baktığımızda kendimizi bir bakan olarak görüyoruz hemen hep; aynanın, aynadan, bize baktığını, kendimize baktığımızı (bakıldığımızı) algılayamıyoruz. Gördüğümüz bizim tasarımımız değil, aynanınki.”

Enis Batur / Ayna (1975-1976) / 1977 Ada yayınları, s: 59

(‘Ayna‘ya biraz geç baktığımın farkındayım!)

Devam →

“L’altrove è uno specchio in negativo.”
Yazıyı oku

662132 indir le-città-invisibili1 le-citta-invisibili lecittàinvisibilicalvino5

“Bütün bu yolculuklar geçmişini yeniden yaşamak için mi?” diye sordu bu noktada Kubilay Han. Şöyle de sorabilirdi aslında: “Bütün bu yolculuklar geleceğini yeniden bulmak için mi?”
Şöyle cevap verdi Marco Polo: “Başka yer, negatif bir aynadır. Yolcu, sahip olduğu tenhayı tanır, sahip olmadığı ve olmayacağı kalabalığı keşfederek.”
(Italo Calvino, Görünmez Kentler; Çeviri: Işıl Saatçıoğlu, YKY 16.

Devam →

İki öğrencime mektup
Yazıyı oku

Çok sevindim. Asla bir kırgınlığım, soğuk algınlığım falan yok, iyi sayılırım. Biraz meşgulüm bu aralar. İsmet Özel’le tanıştınız, bu tanışıklığı devam ettirin. Tanımaya, anlamaya, bir formasyon kazanmaya çalışın. İsmet Özel’den başkasını bu topraklarda anlamak için kendini yormaya değmez, zaman kaybıdır. İsmet Özel’i bırakmayın, ne kadar sık ziyaret eder, yanında olursanız o kadar iyidir. Çok büyük bir şanstır. Son şanstır. İsmet Özel’den alacağınızı almaya bakın. Vesselam.

Yurtdakileri, olup bitenleri hiç önemsemeyin, iz bırakmasın, siz işinize bakın…. Devam →

Tahta Troya’daki ithaf cümlesinde
Yazıyı oku

Tahta Troya’daki ithaf cümlesinde “Aynaya kandil tutan Ferit Edgü’ye” diyor Enis Batur.  Aynaya kandil tutmak Aynaya Özgü’de bizi ilgilendiriyor.

Bu arada, ‘Ayna’ ve ‘Kandil’ Enis Batur’un Tahta Troya’dan önceki iki kitabıdır; bu iki kitap Ferit Edgü’nün Ada Yayınları’ndan çıkmıştı.

 

Devam →

İnsanın kendini görebildiği bir ayna
Yazıyı oku

Virginia Woolf’un Yıllar (The Years) adlı romanından bir alıntı:

“Masanın üstünde bir ayna duruyordu. Eugénie muhtemelen İtalya’dan almıştı; insanların İtalya’dan aldığı şeylere benziyordu: Lekelerle kaplı eski bir ayna. Karşısına geçip kravatını düzeltti.

Ama insanın kendini görebildiği bir aynayı tercih ederdi, diye düşündü aynadan uzaklaşırken.”

A looking-glass stood on the table. It was probably one of the things she had picked up there: the sort of thing that people did pick up in Italy;

Devam →

Süleyman Demirel
Yazıyı oku

İşgal ettiği makam hangisi olursa olsun Demirel mertliğini şiirsiz bir dengeyi tebcil ederek gösterdi.

(İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer alan, İsmet Özel’in 25 Haziran 2015 tarihli “Adıyla Sanıyla Süleyman Demirel Denmişti Ona. O İdi Geçen Hafta Üstü Toprakla Örtülen. Ne Çoban Sülü Gömülebildi, Ne De Morrison Süleyman” başlıklı yazısından alınmıştır.)Devam →

Ekşi’de İsmet Özel
Yazıyı oku

Ekşi Sözlük’te 18.04.2015’de “ahulansabriabi” bir girindi (entry) yazmış, İsmet Özel için:

kafası farklı çalışan bir amca. bence canı çok yanıyor. dediklerinin bir kısmına hiç katılmıyorum ama bütün bu toplum hakkında adam akıllı düşünen bir kaç insandan birisi. o yüzden her zaman fikirlerine kulak asmak lazım ismet bey’in.

şairliği hakkında yorum yapacak hadde görmüyorum kendimi. bütün şiirleri beni ayrı ayrı büyülüyor.

Devam →

Enis Batur
Yazıyı oku

“[…]  Çoğu
kör cahildi etrafımda şiir yazanların,
cüretlerinin  geldiği yeri hemen gördüm.”

Ağırlaştırıcı Sebepler Dîvanı (2003 – s: 47)

//

“Anlayamadıklarım, anladığımı sandıklarımın kat be kat fazlası. Anlamlandırma çabalarım çoğunlukla bozgun duygusuyla sonuçlandı.”

Mumya Köpek (2011 – s: 9)

//

“Hayırsız hiçbir canlı, hiçbir madde yoktur bana kalırsa, bir tek hayırsız insanlar vardır.
Uzun, murdar tarihiyle: Âdemoğullarından Kabil.”

Devam →

Günter Grass
Yazıyı oku

Günter Grass, söylenmesi gerekeni söyledi mi? Söyleyebildiği kadarını mı söyledi?
Şiir, Was gesagt werden muss, dikkate alındı mı? Ne kadar dikkate alındı? Yoksa, Grass’ın dediği gibi şiirin içeriği hiçe mi sayıldı? Günter Grass “kimler tarafından” dikkate alındı? Günter Grass bir oyunun parçası mı oldu, yoksa bir oyunu mu bozdu? Yahudileri çıldırttı mı gerçekten? Şiiriyle kriz mi çıkarttı?

8171

Was gesagt werden muss

Das Gedicht von Günter Grass

Warum schweige ich,

Devam →

Gaston Bachelard ve Gazâlî
Yazıyı oku

 

“Aklı kaygılandırmak ve nesnel bilginin alışkanlıklarını rahatsız etmek gerekir.”

Gaston Bachelard (1884-1962) 
Le formation de l’esprit scientifique(Bilimsel Zihnin Oluşumu, İthaki, 2013, çeviren: Alp Tümertekin)

bachelard

Cemil Meriç, ne kadar Fransız varsa hepsinden bahseder, ama bu adamdan bahsetmez. Gaston Bachelard‘ı görmemiş herhalde! Bazan insan gözünün önünü görmez de, ta uzaktaki karaltıyı fark eder.
Gaston Bachelard‘a bizimkiler de nedense biraz uzak mı kaldılar desem,

Devam →

Yaşar Kemal ölmeden önce…
Yazıyı oku

 

Ben Yaşar Kemal’in ya da Orhan Pamuk’un Nobel almasını çok istiyorum. Neden? Çünkü onlara Nobel verilirse, biz yabancılara şunu diyebiliriz gönül rahatlığıyla: O Nobel verdiğiniz şahıslar bizim edebiyatımızın en başarılı isimleri değildir. Ve gerçekten de değildirler.

İsmet Özel, Yaşar Kemal hayattayken, on dört sene önce böyle demişti, Sefa Kaplan’ın Picus’un 14. sayısında yaptığı söyleşide, Eylül 2004’te.

Cemil Meriç de, Yaşar Kemal hakkında, ta 1964’ün Kasım’ında,

Devam →

Ferhat Kentel
Yazıyı oku

Profesör, doktor. İstanbul Şehir Üniversitesi

İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi
Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi.

Üniversitenin portalında İlgi Alanları olarak şunlar var:

Modernite, gündelik hayat, yeni sosyal hareketler, kimlik, İslami hareketler, etnik cemaatler.

Daha çok “İslâmcı” kesimin hoşuna giden bir şahsiyet Ferhat Kentel. Tam olarak nerede durduğunu kestirebilmeniz oldukça zor, bu durumun işine yaradığı da oluyor. Dikkatimi çeken şu: İsmet Özel’in ismini -nedense- hiç anmıyor.

2009’da “Demokratikmeşme: 12 Eylül’den AB’ye Siyasi Partiler”

Devam →

İkinci cemre
Yazıyı oku

Bugün: 27 Şubat: İkinci cemrenin suya düşüşü.

Şeyh Galib:

Etdi bu şitâ cemreleri dîvâne

Söndürdü külün savurdu hep meydâna

Hakkâ ki bahâra nisbeten eyledi berf

Zîr ü zeber-i zemîni Kâğıdhâne

 

Nev’i:

Bir cemre düşmedük dahi ‘unsur mı var dakı

Nâr-ı Halîl olursa ısıtmaz ten-i nigâr

 

Karamanlı Aynî:

Hemîşe tâb-ı ruhunla bahâra cemre düşer

Virür harâreti belki nehâra cemre düşer

Devam →

Enis Batur’un “Dalgınlık Kursları”
Yazıyı oku

“Kendime bir ağ şebekesinin içinden bakıyorum aynada. Aynaya özgü kaygılarım var.”
Böyle demiştim Gözgüden Bakmak‘ta.
Enis Batur’un Eylül 2014’te Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Dalgınlık Kursları‘nda şöyle bir cümlesi var:

Ağ (boşuna “web” denmiyor), irili ufaklı tuzaklarla dolu; alabildiğine temkinli dolaşmak gerekiyor orada.

Devam →

Aynada kim var?
Yazıyı oku

“OF NOT BEING A JEW” TÜRKLER İÇİN BİR AYNADIR

“Biz 27 Mayıs 1960’la beraber kimliğimizi kaybetmedik, kimliğimizi tahrip ettik ve sonra da tamamen yok ettik. Yani kimliğimizi önce yırttık, sonra yaktık. 27 Mayıs’tan Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olduğu zamana kadar biz yırtık bir kimlikle yaşıyorduk, ondan sonra yakılmış bir kimlikten bahseder olduk. Onun için ayna olarak bu kitabı kullanabilirsiniz. Yani, ben var mıyım acaba, görünüyor muyum diye bakabilirsiniz ‘Of Not Being A Jew

Devam →

Âkif, meali Türk olduğu için mi imhâ etti?
Yazıyı oku

Mehmed Âkif’in, Mısır’daki mûtekifliği sırasında [mûtekif: câmi, tekke gibi bir yere kapanarak ibâdetle vakit geçiren, îtikâfa çekilen kimse. Mısır’dan gönderdiği bir mektubunda “ben burada mûtekifim” diyen Âkif’in isminin bir anlamı da mûtekif demek zaten] devlet, kendisinden bir Kur’an tercümesi (meali) yapmasını ister ve bir miktar da para gönderilir. Âkif bu paraya -ihtiyacı olduğu halde- elini bile sürmez, ama meale on bir sene kaldığı Mısır’da neredeyse tüm zamanını verir, ancak meali bitirdiği halde,

Devam →

Adorno ve Santayana
Yazıyı oku

Şimdi (nedense ‘imdi’ diyenler var, bunu hiç anlamıyorum) Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno ismindeki zatın 1949’da sarf ettiği mâhut söz “Auschwitz’ten sonra bir şiir yazmaksa barbarlıktır” diye başlar (“Nach Auschwitz ein Gedicht zu schreiben, ist barbarisch”).

Diyor ki Adorno: “Düşüncelerinizi ve davranışlarınızı öyle bir ayarlayın ki, Auschwitz tekrarlanmasın, asla benzeri olmasın!” Yani şiir yazarak, şairane düşüncelerle, imgelerle falan vakit kaybetmeyin! Eğer Auschwitz’ten sonra şiir yazmayı denerseniz Auschwitz’in hâlâ yaşanmış olma gerçekliğini yok etmiş,

Devam →

Fuzûlî
Yazıyı oku

Can demişler dudağına hey hey
Bu sözü gör ne muhtasar dediler             (Nesîmî)

 

Fuzûlî’nin “Ey vücûdun eseri hilkat-i eşyâ sebebi” mısraı “Levlâke lemâ halaktü’l eflâke”den (kudsî hadis) ilhamla söylenmiştir.
‘Levlâke’ sözüyle aynı mânâyı ihtiva eden “Hazreti Adem henüz çamur ve balçık arası bir haldeyken ben peygamber idim” hadisi de burada zikredilebilir.
Fuzûlî, bu hadisin mânâsını, “Nebî ol vakt ki bilfiil gerekmezdi nebî” mısraıyla nazmeder.

 

Devam →

Martin Heidegger
Yazıyı oku

Can demişler dudağına hey hey
Bu sözü gör ne muhtasar dediler
(Nesîmî)

“Ancak ‘olan’ bir şey yerine getirilebilir, olan ise Varlık’tır.”

Böyle demiş Martin Heidegger, 1949’da.

(“Was jedoch vor allem ‘ist’, ist das Sein.” Über den Hümanismus)

Ama aynı zamanda şunu da okumamız gerek:
“Das ‘Sein’ -das ist nicht Gott und nicht ein Weltgrund.” (‘Varlık’ -bu, ne Tanrı, ne de dünyanın aslı.)

 

Devam →

Turgut Uyar
Yazıyı oku

Can demişler dudağına hey hey
Bu sözü gör ne muhtasar dediler
(Nesîmî)

“Şiiri sadaka gibi düşünüyorum.”

Böyle demişti Turgut Uyar, 1985’te.

“Zamanında verilmelidir korkusu, kaybolmak korkusu.”
Bu iki korkuyu da peşinden eklemişti.
Ben, biraz daha ilerisine giderek, sadakanın ehline ulaşıp ulaşmadığı kaygısını da eklemek istiyorum.

Devam →