Nazan Bekiroğlu

 

Bir metafor olarak ayna
(3 Ocak 2010 tarihinde bir gazeteden kesmiştim Nazan Bekiroğlu’nun bu köşe yazısını; kâğıtları, vesîkaları, belgeleri, oradan buradan kesilmiş yazıları karıştırırken buldum. Aynaya Özgü için önemli bir yansıma taşıdığna inanıyorum. Renkli vurgulamaların bana ait olduğunu belirtmek isterim. ÖA)
Hiçbir şeyin yekdiğerinden siyahla beyazın ayrıldığı netlikte ayrılmadığı sosyal olguların tarihçesinde edebiyat bilimi kavramlar üretip onların da üzerine -izm’li terimler giydire dursun. Sanata malzeme olabilecek gerçeklik her dönemde üç aşağı beş yukarı aynıdır. Aradaki fark sanatkârın onlara tuttuğu aynadadır.
Antik dönem düşünürü Platon, sanatçıları (ki sanatçıdan kastı daha çok tragedya şairleridir) Devlet’inden kovar 10. Kitap’ta. Öğrencisi ve muarızı Aristo’nun mağaranın içiyle oyalanmasına, Sofistlerin göreceli gerçeklik algısına mukabil o, sarsılmaz idealizmiyle, gerçeği kusursuz halinde ancak bu dünyanın yani mağaranın dışındaki sabit örneklerinde, idea’lerinde bulmaktadır. Bu ilgiyle, döneminin yansıtmacı sanat anlayışını küçümsemek için kullandığı ünlü benzetmesinde sanatın en köklü teorisini de unutulmayacak bir cümleyle sabitlemiş olur. “Al eline bir ayna. Tut dört bir yana. Yaptın gitti gitti güneşi, yıldızları, dünyayı…”. Böylece ayna başlangıçtan bu yana sanatı izahta çok kullanışlı bir metafora dönüşür.
Aynayı küçümseyen Platon mağaranın içindeki gerçeği en fazla bir gölge olarak algılayabilir. Aynadaki görüntü gerçek değil ama ondan bir habercidir sadece. Değersizliği kadar değeri de gölge oluşundan ileri gelir. Öyleyse bu aynanın öncelikle nereye tutulduğu önemlidir. Yani yüzümüzü tuttuğumuz ayna bizim sırtımız dönük olduğu için göremediğimiz mağara dışından mı görüntü yansıtıyor? Olur ya ayna ayna içinde görüntü çoğaltarak çok uzaklardan mı haber getiriyor? Yoksa sadece mağaranın içindeki görüntüleri mi tekrarlayıp duruyor?
Bu aynanın nereye tutulduğu kadar türü de dönemden döneme değişir. Çünkü ayna, sırtı sırlanmış bir camdır nihayetinde ve çeşitleri vardır. Odağına, yüzeyine göre gösterdiği ile gördüğü arasına mesafe girer. Görüntü bozulur. Ama sanat da nihayette bir deformasyondur.
Söz gelimi ideal gerçekliğin yansıtılmasını sanat için düstur kabul eden Klasiklerin elinde o, yücelten, yükselten, uzaklaştıran bir aynadır. Bir bakıma onun içbükey bir ayna olduğu düşünülebilir. Bir dev aynası. Romantizmin her şeyi sanatkâr kalbinin tayfından geçiren öznelci tutumu ise dışbükey bir ayna ile ifade edilebilir. Kalbin bakış açısına doğrultulmuş bir aynadır Romantiklerin elindeki. İçe bakan içten bakan.
Realizm, gerçeği insanın hem içinde hem dışında ararken sarılır yine ayna metaforuna. “Gerçek mi? Yok öyle bir şey evlâdım”, meşhur cümledir gerçi. Fakat ille de bir gerçekten, mağaranın içinden bahsedilecekse onu olduğu gibi yansıtmak sevdası da en fazla Realistlerindir. Ellerindeki aynanın “Gerçeği yalnızca gerçeği” gösteren düz bir ayna olduğu düşünülebilir. Stendhal’in Platon’dan mülhem ayna benzetmesi romanın sarsılmaz tanımını verir: “Yol boyunca gezdirilen ayna”. Bir farkla ki Platon’da ironiyle kullanılan metafor bu kez yüceltilmektedir.
Gerçekliğin yumuşadığı, ayırtların bulanıklaştığı bir algıda Empresyonist ve Sembolistlerin aynası olsa olsa buğulu ya da buzludur. Şair Haşim, hayatın renklerini ve şekillerini hayal havuzunun hafif esintili sularında seyretmeye tahammül edebilir. Ancak o zaman dünyanın bitkileri ve taşları ona renkli, munis birer hayal suretinde görünür. Haşim’in havuzunun yanı başında Tanpınar’ın buğulu camı vardır.
Modernizme gelince. İki cihan harbi ölçeğinde, o bunalımda her şey gibi sanatçının gerçeklik algısı da hasar almış, bütünlük duygusu kaybolmuş, aynası boydan boya çatlamıştır. Yansıttığını ürkütücü bir boydan boyalıkta parçalar, bozar.
Modernizmin boydan boya çatlamış aynası post-modernlerin elindeyse kırılmış bir aynadır artık. Yerlere düşmüş, kırk parçaya bölünmüştür. Kırık bir ayna, kırık dökük çoğaltılmış, yanılsamalı bir gerçeklik algısını ifade eder. Post-modernizmin lise öğrencilerini tatmin edecek bir tanımının yapılamıyor olması, bir yandan henüz yaşayan ve sürekli değişmekte olan bir organizmanın tanımı zorluğundan. Ama bir yandan da aynasının tuzla buz olmuşluğundan. Merkezsiz. Görüntüsü tam değil ki tanımı da tam olsun.


Diğer yazı: http://www.aynayaozgu.com/itibar/nazan-bekiroglunun-gizli-yansimasi/