iniş/epigraph

bu bahçede ne buluyordum? sürgünlüğümü

bu bahçeye ne zaman inmiştim? sanki dün

dün: bilemediğim bir zaman

bir bahçede sürgün olmak ne anlama gelir dersen

kavramsal bir zamanda dışlanmaktır. ayraç

dışına çıkmaktır. hem kendini, hem kelimeleri

göze almaktır

iblisle ayraç dışında kalmayı elbiseden çıkarsamak

ayrı tutmak kendini, kendi ayracının dışına almak

kendini kavramsal bir zamanla sınırlamadan

eşyadan, kelimelerden, yanlışlardan sıyrılmak

sayısız varlığın ötesinde sayılamayan varlıkla yeniden buluşmak

bahçe içinde bahçeyi dışarda bırakıp

tekrar tekrar tekrar

bahçeye inmek, bahçeye sürgün olmanın

anlamı budur benim için, ki ben

epik olarak okudum epeyce düşük bir katmanda

kimseye yük olmadan, aslında bariz bir epoche

kimseyi kırmadan kendimce bir dinleniş esnasında

hiç aldırmadım desem küser yağmur bana

fırtına diner, mevsim geçer tekrar tekrar tekrar.

 

önce portakal bahçesiyle karşılanışım bir kazaydı

kaç kilometre ilerdeydi kaza? hiç zaman kaybetmeden kuruldu

çok değişik bir anlam bahşediyordu sanki cümle

indiğim yerde hermann hesse’in, tolstoy’un

firdevsi’nin, ibn sina’nın, ebenezer howard’ın, zen

budistlerinin, konfiçyüs’ün, romalıların, osmanlıların

arapların, babillilerin, erenköy’de oturanların, tokat

bursa, pompei halkının, tarsusluların, antakyalıların

ispanyolların, ingilizlerin, rumların

zaman mefhumunu yitirmiş bahçesiyle karşılaştım

hepsinde aynı kasvete kapıldım.

 

karşımda beni baştan çıkaran

her inişimde kendini benim için tekrar tekrar tekrar

unutan muhteşem bir bütünleşme, utanç içinde

ağaçlara baktım, çimlere

bana bakıyorlardı, göz süzüyorlardı, tatlı fısıltılarla

konuşuyorlardı benimle. ibn arabî’nin

eserlerinden aldığım bir deneyimle çabuk uyum sağladım

bitkisel bir süreçte bitkisel algı sistemine göre davranıyordum

ağaçlarla nikâh kıydığımı düşünüyordum

bütün yaprakların şahitliği huzurunda.

 

bireysel bir makam değildi yaşadığım hayat

toplumun dışında kendi içime gömülmedim

bahçede kesret halindeydim

toplamdan düşülmemişsem de düştüğüm bir bakiye vardı

bir miras

şu karşımdaki çitin üstünden düşmüş olabilirdim

hatta incinmiş, dingin.

 

sürgünlüğüme ilişkin

ne kadar açıklayıcı ifade kullansam da yorumsuz

kalacak bir şeyler var, kendi etrafımda dönenip duruyorum

kapının eşiğinden içeri giremiyorum

bu belki de borges’in yolları çatallanan bahçesidir

el jardín de los senderos que se bifurcan

belki de kim bilir bir furkan

bahçe hep belkilerle dolu

her şey belki vardı, belki yoktu

varlığın belkisinden epoche bir anlamla

ayracın içindeki, bana uygun zamana geçiyordum

bahçe içinde görebiliyordum kendimi ve herkesi

mutlulukla mutsuzluk arasında sürgün

ekonomik-politik-dinsel.

 

                        Ömer Aksay (‘Bahçe Sürgünü İçin Epik Düşler‘den)