Papa: “Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz?”
Yazıyı oku

Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, Uluslararası Uzay İstasyonu ile canlı video bağlantısı kurarak uzaydaki astronotlarla sohbet etmiş. İlk sorusu şöyle Papa’nın: “Astronomi, bize evrenin sınırsız ufuklarını sorgulatıyor ve ‘Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz’ sorularını sorduruyor. Nespoli, sizin uzaydaki tecrübeleriniz ışığında, insanın evrendeki yeriyle ilgili görüşünüz nedir?” Paolo Nespoli adındaki İtalyan astronot bu soruya yanıt verirken, “Bu karmaşık bir soru. Ben teknik bir adamım, mühendisim. Makinelerin ve deneylerin arasında kendimi rahat hissediyorum ama iş ‘Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz’

Devam →

MFÖ ne kadar ‘Kendi Kendine’?
Yazıyı oku

MFÖ’nün yeni albümü, “Kendi Kendine” piyasaya çıktı.
Albümdeki parçalardan biri: Türk’üz Türkü Çağırırız.
Özkan Uğur, bu parçadan dolayı kendilerini politik durumlara çekmeye kalktıklarını söylüyor. Buradaki “çağırmak” aslında “söylemek” anlamındaymış. Mazhar Alanson da, “Aşık Veysel’i anıyoruz. Bunu yapmamızın sebebi ortaya milliyetçi bir görüş koymak değil” diyor. “Türk’üz demek ayıp mı oldu?” diyor Fuat Güner, bu parçayla ilgili bir soru üzerine.
Ne gerek var bu kadar açıklamaya Türkü çağırmak için, çağırırsınız işine gelirse işitir..

Devam →

Zygmunt Bauman’ın ölümü
Yazıyı oku

 BaumanStrangers2

Zygmunt Bauman, Ocak 2017’de öldüğünde 91 yaşındaydı. Son kitabı ‘Strangers at Our Door’ 2016 Nisan’ında yayınlandı, yani ölüm tarihinden sekiz ay önce, doksan yaşındayken yayımladı son kitabını Bauman. Göçmenlik-mülteci (migration) sorunu gibi, Avrupa’yı son zamanlarda fazlasıyla ilgilendiren güncel bir sorunla ilgili yüz yirmi sayfalık bir kitap. Nasıl yazdı doksan yaşındaki Bauman bu kitabı? Doksan yaş, öyle şaka değil! O yaşta yazmak için şuuru açık, zihnî melekeleri yerinde olmalı insanın, hele Yahudiyse,

Devam →

ekşi boza
Yazıyı oku

1990’ların başında, kitap fuarı’nın tepebaşı’ndaki binada yapıldığı zamanlar kendisine bir kitap uzatmıştım (evet isyan) ve imzalamasını rica etmiştim.
“adın ne?” diye bir soru geldi kendisinden. “sadece kendi adınızı, başka bir şey istemem” demiştim. bir an duraksayıp sonra bitişik olarak tamamı büyük harflerden oluşan adını yazmıştı kitaba. ben şaire küsmüştüm ama o kitabı çok seviyordum. aradan yirmi beş sene geçmiş, halen şairle barışamadım.
ve şimdi kendisi bir şair olmaktan öylesine uzak düşmüş ki acıdan başka bir şey duyurmuyor adı.

Devam →

Mesele halledildi mi?
Yazıyı oku

İsmail Kara’nın, Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Mesele Olarak İslâm adlı kitabının ilk cildi Haziran 2008’de çıkmıştı. Sekiz yıl beş ay sonra (Kasım 2016’da) ikinci cildi yayımlandı. İkinci cilt neden bu kadar uzun bir gecikme sonrası yayımlandı? Bu sürenin beklenmesi mi gerekiyordu, yoksa bu süre zarfında ‘mesele’ başka bir konumda mı ele alınmaya çalışılıyordu? Bunların ve daha başka soruların cevabını İsmail Kara’nın kitabında bulamıyoruz. İkinci cilt, beklediğime değmedi. Ben, ikinci cildi daha farklı bekliyordum; ‘mesele’ daha yoğun ele alınacak zannediyordum,

Devam →

Hüzne yol açan hüzün
Yazıyı oku

Bir tanecik okur kazanmak (elde etmek / elde etmek?), hemen, şimdi kazanmak (elde etmek) istiyordu. Hep istedi. Yıllar geçti, o istemekten usanmadı, bıkmadı. Bir tanecik okura ihtiyacı vardı. Oysa o kadar çok okuru vardı ki onun, ama beğenmiyordu hiçbirini.
Okurunu kazandığının (elde ettiğinin) farkında değilse ya?
Kimi feda ettiğinin de farkında mı?
Kazandığı (kumarda değil, aşkta) okurunun canına okuyorsa, buna rağmen okuru onu bırakmıyor, terk etmiyorsa, terk edemiyorsa; en acı olanı da,

Devam →

Sanal ansiklopedideki İsmet Özel
Yazıyı oku

Boyut Pedia

Yayın tarihi: 21.07.2006

İsmet Özel

19 Eylül 1944 Kayseri

Boyut Pedia’ya tesadüfen uğradım. Öğrencilerim geldi aklıma; bir duvar gazetesi için Yahya Kemal’in fotoğrafını istemiştim de Yaşar Kemal’in fotoğrafını getirmişlerdi!
Boyut Pedia’da İsmet Özel maddesinde fotoğrafını gördüğüm şahıs İsmet Özel değil, şair Güven Turan’dı.

Devam →

Bob Dylan’ınki naz mı, piyaz mı?
Yazıyı oku

Bob Dylan

İsveç Nobel Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Bob Dylan’ın Aralık ayındaki ödül törenine katılıp katılmayacağına karar verilmediği, durumun belirsizliğini koruduğu belirtilmişti.
75 yaşındaki Bob Dylan, nihayet konuşturuldu ve ödülün kendisine verilmesinin ‘nutkunun tutulmasına neden olduğunu‘ söylemesi istendi. O da söyledi.
Biliyorsunuz herhalde, Ekim’in 12’sinde Nobel Edebiyat Ödülünün Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı (Akademiye göre İngiliz yazın geleneğinin büyük bir ozanı) Bob Dylan’a verildiğini Akademi resmi olarak açıkladıktan sonra, Ekim’in 28’sine kadar Bob Dylan’dan en küçük bir açıklama gelmemişti.

Devam →

İzzet Yasar
Yazıyı oku

şiir sanatından şifa ile taburcu oldum

diyor /bir dizesinde/ İzzet Yasar. İyi bir şairdir. Sıkı. Ece Ayhan’ın tabiriyle “sıkı.” Herkesin gevşeyip genleştiği bir ortamda. Birçok dizesinde, şiirinde, söylediklerine katılmasam da. E, şairlerin bütün söylediklerine katılmamız sözkonusu değil.

türkçeden başka dil isterim
şiir yazmak için

diyor. Zor.

“Millî eğitim” başlığını taşıyan bir şiiri var:

tiyatro koluna yazılabilen girerdi ancak
efsanevî notre dame de sion’a
cünup halde az mı korkmaz sönmez söyledik
millî eğitimi böyle içselleştirdik

Şifa İle Taburcu İzzet Yasar’ın şiir kitabı.

Devam →

Lara Fabian
Yazıyı oku

 

1%5Cf42fb08376d12f12

Yumuşacık, ruhu okşayan şarkılar söyleyen Belçika doğumlu, ama Kanadalı, bir taraftan da İtalyalı Lara Fabian bile “üzgün bir millet” olduğumuzu, “kafası karışık bir halk” olduğumuzu anlamış. “Ruhu zedelenmiş, yaralanmış bir milletin ruhunu okşamaya geldi[ğini]” söylüyor Antalya’da.
26 Ağustos’ta Çeşme’deki konserinde de “Belçika’daki, Fransa’daki ve İstanbul’daki patlamaları aynı (aynadan) gördüğünü, aralarında bir ayrım yapmadığını beyan etti.
‘La Différence’ onun için sadece her türlü cinsel farklılık anlamına geliyor. Arkadaki dev ekranda (aynada) bunu Çeşmelilere de göstermekten çekinmedi.

Devam →

yeni bir meydan muharebesi
Yazıyı oku

“Türk siyaseti Haçova Meydan Muharebesi’yle başlayan bir vakıadır.” Böyle diyor İsmet Özel; Türk tarihini bununla başlatmıyor, ama Türk siyasi tarihinin Haçova Meydan Muharebesi’yle başladığını söylüyor. “Çünkü” diyor, “bu meydan muharebesi devletin resmi güçleri Haçlı Ordusu tarafından bozguna uğratıldıktan sonra yağmaya dalan Haçlı Orduları üzerine ellerindeki baltalar, nacaklar, bıçaklarla saldıran ve onları hakladıkça da ‘Kâfir kaçtı!’ diye nida fırlatan Türk Milleti’nin kazandığı zaferdir.”

Bugün de, her zamanki gibi, yaşanan, yaşanmakta olan vakıa aynaya doğru bir bakışla bir meydan muharebesi değil mi?

Devam →

büyük aynadaki oyun -2
Yazıyı oku

Hepimiz aynaya özgü bir oyunun içindeyiz; herkes rolünü oynamakla meşgul; büyük aynanın içinde olduğunun farkında değil kimse, büyük aynayı görmüyor; herkes kendi küçük aynasın(d)a(n) bakmakta.

Devam →

Promenade Des Anglais
Yazıyı oku

Nice şehrinde dün gerçekleşen terör saldırısının yapıldığı Promenade Des Anglais (İngiliz Gezisi/Piyasası)
ile ilgili bir arama yaparken ekşisözlük’te birisinin (: masseur) 21.07.2014’te şöyle yazdığına rastladım:

akdeniz’in maviliğini, bir yandan yürüyüş yapanları, koşanları, oturup manzarayı seyredenleri ya da plaj ahalisini izlemek keyifli oluyor. hayatta hiç dert yokmuş gibi akıp geçiyor saatler.

Düşündürücü…. Devam →

Aynada yanılsama: Elif Şafak
Yazıyı oku

71679bd20c62811a3bc68c7300594879 Şehrin_aynaları                             b7caf44a27373e56a93fb782294e7b2b  18365266

Elif Şafak, ayna‘nın tasavvufî anlamını kendi anlayışına göre yorumlayarak Şehrin Aynaları’nda (ilk basım: 1999) İstanbul’un Doğu ve Batı yüzünün (aslında kendi yüzünün) aynadaki yansımaları olarak bir bütünlük arz ettiğini sanıyor. Bunun aynaya ve/veya İstanbul’a özgü bir durum olmadığı açık; aynalar değil, aynalardaki ve/veya İstanbul’daki insanlar iki (ya da daha fazla) yüzlü olarak, üstelik bir bütünlük arz etmeden hayat sürüyor. İstanbul’da değişken aynalar yok, hiçbir zaman herkese göre yansıması (imgesi) değişen bir
ayna-şehir olmadı İstanbul.

Devam →

İsmet Özel’den
Yazıyı oku

“Türk toprakları üzerinde yaşayanların hiç kimseye ağız eğmeden, boyun bükmeden yaşayabileceği yerler olacak. Biz bunu temin etmek üzere yola çıkıyoruz. Bütün Türkiye’de satın alınmadan ele geçirilebilen gıda imkanları olacak. Bitki ve hayvan olarak. Hiç kimse rızk endişesiyle ona buna kavuk sallamayacak. Çalışmak şeref kazanmak anlamına gelecek. Şerefini korumak ve yükseltmek isteyen insanlar çalışan insanlar olacak. Ve sabah namazından bir veya iki saat sonra mesai başlayacak, bu yere ve zamana göre değişebilir. Bazen bir saat, bazen iki saat sonra başlayabilir.

Devam →

Peter Handke
Yazıyı oku

handke-website    s-l300

 

Ben aynanın arkasına doğru çekiliyordum; çıkan her makale, her yorum, her analiz ile daha da bilinmeyen, bu yüzden de araştırılması gereken ya da hiç değilse görülmeye değer bir ülke olan Sırbistan’a yolculuk yapmaya itiliyordum.

Her aynanın bir sır(b)ı vardır. Sizi aynanın arkasına çeken sır(b)ı yirmi sene sonra, 73 yaşında tanıdınız mı Handke?
Sırplar’ı Yugoslavya’nın sahipleri olarak görmenizi sağlayan da “aynanın arkasına doğru çekilmeniz” değil miydi?

Devam →

Deportivo La Coruña: “Los Turcos”
Yazıyı oku

“Los Turcos” (Türkler) olarak anılan İspanya Ligi ekiplerinden Galicia bölgesindeki Deportivo de La Coruña’ya ‘El Turco’ yakıştırmasını yapan ezeli rakipleri komşu kentin takımı Celta Vigo’lular.
Barbaros Hayrettin Paşa, Akdeniz’e hükmettiği sıralarda İspanya sahillerine kadar ulaşmış; Galicia bölgesinin gençleri de Barbaros’a büyük destek vermişler. Bu iş birliği, komşu kent Vigo’da çok büyük tepkiyle karşılaşmış ve La Coruña’lılara aşağılamak amacıyla ‘Türkler’ demeye başlamışlar. La Coruña’lılar ise, Portekizli’lerle yakınlık içinde olan Vigo’lulara aynı nedenle ‘Portekizli’ demişler. Bu sıfatlar verilirken amaç ne olursa olsun, 

Devam →

kurt rambis’le hasbihal
Yazıyı oku

23.04.2016 saat 18:03’de kurt rambis bir entry (girindi) yazmış ekşisözlük’te. ekşisözlük arasıra baktığım, ne var ne yok diye dolaştığım bir pasaj. bir şeyler görüyorum, sosyal zekâ seviyesini ölçüyorum, falan; rap dinlemek gibi bir şey. ekşi’de büyük harf kullanılmadığı için ben de bu yazıyı büyük harf kullanmadan yazmayı uygun gördüm. kurt rambis’in yazdıklarını https://eksisozluk.com/ismet-ozel–166456?p=104 adresinden okuyabilirsiniz.

kurt rambis’in yazdığı entry (girindi) ne diyor,

Devam →

Rasim Özdenören
Yazıyı oku

550530

Arşivimi temizliyordum. Yine kendi kendime şaştım. İnsanoğlu çok tuhaf bir yaratık, bir şeyleri biriktirmeyi seviyor. Gazetelerden, dergilerden falan okuduğum, atmaya kıyamadığım şeyleri biriktiriyorum, maalesef. Bundan bir türlü vazgeçemedim. Oysa hiçbir yararı olduğunu da görmedim; tersine, bu biriktirdiğim ıvır-zıvırdan bir süre sonra bir an evvel kurtulmak için seferber oluyorum. Kutuların içinde, kütüphanemin kapalı bölümlerinde onların mevcudiyeti canımı sıkıyor.
Son temizlik esnasında, Rasim Özdenören’le Yeni Şafak’ta 26 ve 27 Şubat 2012 tarihlerinde yapılmış bir söyleşiye rastladım.

Devam →

Bildiğimiz İstanbul değil bu: Cinlerinki!
Yazıyı oku

Enis Batur, İstanbul’un yılgınlığından bahsederek: “Bir tanrısı olsa, ona yakaracak” der, “aynen ya da özet olarak hiçbir bölümü, telif hakkı sahibinin yazılı izni alınmadan kullanılamayan” Cinlerin İstanbulu’nda. (Remzi Kitabevi, 2015).
Bir tanrısı (ya da Tanrı’sı; aynı yere mi işaret ediyoruz acaba sayın Batur’la?) yok, demek ki İstanbul’un, öyle mi sayın Enis Batur?
Tanrı’sını mı kaybetti İstanbul? Tanrı’sını mı arıyor? Acaba?
Nerede? Ne zaman? Kimin İstanbul’u?
Ne dersiniz?

Devam →

Ekşime süresi
Yazıyı oku

oturup adam akıllı şiirlerini okumuşluğum yoktur, kim olduğunu da bilmem. zamanında arkadaşım okurdu ve ben de arada bakardım, bir de sözlükte ara sıra başlığına denk geldiğimde birkaç dize okur geçerim. ösym’nin ales sınavlarındaki saçma parağraf ifadelerinden birini yazıyormuş gibi hissediyorum kendimi ama şunu demeden de edemeyeceğim: dili çok ustaca kullanıyor ve bunu da dil oyunlarını kullanarak gerçekleştiriyor. her bakışımda denk geldiğime göre bu kadarı tesadüf olamaz sanırım. bir ara oturup adam akıllı okuyacağım.

30. 01. 2016 tarihinde “anti iroas”ın ‘ekşi’de girdiği İsmet Özel’le ilgili bir girindi (entry) bu…. Devam →

Cenevre’de kış manzarası
Yazıyı oku

cenevre-gölü-buz-4 Cenevre Gölü

Suriye’deki iç savaşa son verilmesi amacıyla İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılan barış görüşmeleri, Suriye yönetiminin temsilcileriyle başladı.
Bu işler için en uygun yer hep İsviçre’dir. İsviçre’nin gerçekten tarafsız olduğunu sanıyor musunuz?
İç savaşı başlatanlar şimdi de iç savaşa son verilmesini mi istiyor?
Gerçekten iç savaş mı var? Savaş, barış, ne kadar basit kelimeler, değil mi Nikolay Bolkonsky?

Devam →

Ruhani İtalya
Yazıyı oku

160128121441_italy_rouhani_624x351_ap_nocredit

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin İtalya’ya yaptığı ziyaret sırasında çıplak heykellerin kutulara konularak gizlenmesinin yankıları sürüyor. İtalyanlar, 10 yıldır ülkeyi ziyaret eden ilk İran Cumhurbaşkanı olan Ruhani’nin ‘rahatsız olmaması için’ Roma’nın ünlü Capitolini Müzesi’ndeki çıplak heykelleri örtmüşler.
İtalyan basını, Ruhani’nin Roma ziyareti sırasında imzalanması planlanan anlaşmaların 17 milyar euro değerinde olduğunu, bunun daha başlangıç olduğunu belirtiyor. Heykelleri değil, ortalıktaki kadınları bile kapatabilirler.
Ruhani Vatikan’a da uğrayıp Fransa’ya geçecekmiş. Franızların nasıl hazırlık yaptığı merakla bekleniyor.

Devam →

Protestocu Picciotto
Yazıyı oku

3099ECD700000578-0-image-a-39_1453833684935  4495012137_e4f352d0bd_b

198O’lerden beri birilerinin desteğiyle, bireyselmiş gibi ama, aslında belli bir amaca uygun olarak Beyaz Saray’ın karşısına yerleştirilen gariban İspanyol protestocu Concepción Picciotto 80 yaşında hayata veda etmiş. Picciotto, bir bakıyorsunuz Uranium’la ilgili bir pankart taşıyor, bir başkasında “You paid Israel to kill this child” yazısını görüyoruz, başka sefer “WAR is NOT the ANSWER” yazan bir pankartla görülüyor. Barındığı naylon çadırında kayıp insanların listesi asılı. Çadırında Filistinle ilgili eşyalar, Çince veya Türkçe yazılı pankartlara da rastlanıyor.

Devam →