Zygmunt Bauman’ın ölümü

 BaumanStrangers2

Zygmunt Bauman, Ocak 2017’de öldüğünde 91 yaşındaydı. Son kitabı ‘Strangers at Our Door’ 2016 Nisan’ında yayınlandı, yani ölüm tarihinden sekiz ay önce, doksan yaşındayken yayımladı son kitabını Bauman. Göçmenlik-mülteci (migration) sorunu gibi, Avrupa’yı son zamanlarda fazlasıyla ilgilendiren güncel bir sorunla ilgili yüz yirmi sayfalık bir kitap. Nasıl yazdı doksan yaşındaki Bauman bu kitabı? Doksan yaş, öyle şaka değil! O yaşta yazmak için şuuru açık, zihnî melekeleri yerinde olmalı insanın, hele Yahudiyse, durum daha da ilginçleşmekte!
Bauman, Kafka gibi tipik bir Yahudi’ydi, diğer Yahudi tiplerinden ayrıksı bir tarafı vardı. O “Yahudi’yi tanımlamak, insanı tanımlamaktır” diyordu.
Yahudi olmamanın ne demek olduğunu, Bauman’ı okuyunca daha iyi anladımdı.
Modernlik ve postmodernlik üzerine bakış açısı da dikkat çekiciydi. Meselâ diyordu ki: “Yahudiler postmodern varoluşun tadını alan ilk insanlar oldular. Daha sonra yurtlarını buldular; fakat artık zaten dünya postmodernleşmişti. Dolayısıyla da ayrık [olan] konumlarını yitirdiler.” (Modernity and Ambivalence, 1991 / İsmail Türkmen’in çevirisi: Modernlik ve Müphemlik, 2003, Ayrıntı).
Modern kültür, Bauman’a göre ‘Yahudi’ karakterli değildir, olamaz.
‘Liquid’ (akışkan) kavramıyla, -bildiğim, takip edebildiğim kadarıyla- dört kitap yayımladı: Liquid Times / Living in an Age of Uncertainty (‘Bir Belirsizlik Çağı’ olarak tanımlıyor içinde yaşadığımız hayatı.) Liquid Love / On the Frailty of Human Bonds (İnsanlık bağlarının zaaflarına dikkat çekiyordu, aşk da bu zaaflardan biridir Bauman’a göre.)
Liquid Modernity ve Liquid Evil (Leonidas Donskis’le birlikte.)
Son kitabı ‘Strangers at Our Door’da, Avrupa’ya ölümü göze alarak gelen mültecileri “ihtiyaç dışı insanlar” olarak tanımlıyor. Mültecilerle (özellikle Suriye’den kopup gelenlerle) ve göçmen işçilerle bir tür  empathy kurmaya çalışıyor: Jewish empathy. “Yabancı bir ülkede hep yabancı olduğunuzu bilerek yaşamayı öğrenmeliyiz. Hep yabancı kalsak bile bu birbirimizi sevmemize engel değil.” Bütün mülteciler, bütün göçmenler, dünyanın neresinde olursa olsunlar Yahudice yaşamaktan kurtulamazlar. Bauman, bu mülteci krizinden bir şey çıkarıyor, mültecileri doğrudan Yahudilerle özdeşleştiriyor. İşin doğruluk tarafı da yok değil, mülteciler de ‘yeni Yahudiler’ olmaya, bir özdeşliğe razılar.
“Kapımızdaki yabancılar [Strangers at Our Door (mülteciler)] ile onları buraya [burası neresi? sorunun cevabı nereden geldiğinize, nereden iltica ettiğinize mi; nereye geldiğinize, nereye iltica ettiğinize mi bağlı?] iten gizemli ve görünüşe göre her şeye muktedir olan küresel güçler arasında bir çeşit yakınlık” kuruyordu Bauman. Bunun önemli bir tespit olduğunu belirtmeliyim.