İsmet Özel: İlk şair Türk’ten son şair Türk’e

“İlki olduğumun şuurundan duyduğum acı sebebiyle son şair Türk olmak korkusu titretiyor beni sıhhatimi bozuyor.”

28 Şubat 2015 tarihli yazısında böyle bir cümle kuruyor İsmet Özel, İstiklâl Marşı derneği internet portalında, Şiirin Türk Tarihi’nde. Bu cümlede ne söylüyor İsmet Özel? Biz ne anlıyoruz?
Bir kere “şair Türk“ün anlaşılması, “Türk şairi“yle arasının birleştirilmemesi gerekiyor. Daha önceki yazılarında “şair Türk“ün de “kalın Türk“ün de tanımını yapmıştı İsmet Özel.

7 Şubat 2015 tarihli yazısında (İstiklâl Marşı derneği internet portalında, Şiirin Türk Tarihi’nde) şair Türk’ün tanımını yapar:

Ben Türk şiirinin tarihini yazmıyorum. Şiirin Türk tarihini yazmakla meşgulüm. Dikkate değer bulduğum Türk şiirinin tarihi değildir, şiirin Türk tarihidir. […]

[…] Yunus Emre’den itibaren kime şair denildi ise hepsi Türk şairiydi. Şair-Türk olmak ilk bana nasip oldu. Ne yapıyor şair Türk? Türkün şair olanı şiirin tarihini ait olduğu taraf itibariyle yazıyor.

Oxford Üniversitesi’nden emekli Çağdaş Yunan Edebiyatı profesörü Peter Mackridge‘in, İstos Yayın’dan 2014 Kasım’ında çıkan Yorgo Seferis‘in Mithistorima adlı şiir kitabına (kitabı Yunancadan büyük bir yetkinlikle çeviren Ari Çokona‘nın ismini de anmadan olmaz) yazdığı önsözde şöyle bir açıklama yapar: “Burada anılan tarih, Homeros’un zamanından yirminci yüzyıla Yunan tarihidir. Ne var ki, tarihsel göndermeler spesifik değildir, böylece şiir tüm bir insanlık tarihi için geçerli hale gelir.” Şimdi bir kere daha okuyalım İsmet Özel‘in cümlesini:

Ben Türk şiirinin tarihini yazmıyorum. Şiirin Türk tarihini yazmakla meşgulüm. Dikkate değer bulduğum Türk şiirinin tarihi değildir, şiirin Türk tarihidir. […]

Avrupa kendine bir tarih uydurmak zorundaydı. Bunun için de en uygunu Antik Yunan’dı. Heidegger, felsefenin bile yalnızca Yunanca ve Almanca yapılabileceğini öne sürmekteydi. Homeros’tan Karl Marx’a Şiirin Türk Tarihi’ni yazan adam, profesör Mackridge gibi bakmıyor. Şiirin Türk Tarihi’ni İzmirli Homeros’la başlatıp Karl Marx’a getiriyor. Anılan tarih Şiirin Türk tarihidir, bilmediğimiz, bilmek için kendimizi hazırda ve huzurda tutmadığımız tarih. “Bir kere bu tarih dediğimiz şeyin ne olduğunu bilmemiz lâzım. Tarihî rolü anlamak için önce tarihin ne olduğunu bilmemiz lâzım. Tarih acaba geçmişte olan vakıaların oluş sırasına göre fark edilmesi midir? Tarih acaba geçmişin tespiti midir? Varsayalım ki oluyor. Peki, olan şeyin ne olduğunu tespit etmek nasıl mümkün olacak?”
İsmet Özel, bizi mahkum ettikleri saçmalıktan, zorlayarak tıktıkları karanlık mahzenden, yani bu tarih dışı bilinçten kurtarmaya çalışıyor. Bizim kapatıldığımız bu karanlık mahzenden bir an evvel çıkmamız lâzım. “Tarihimiz diye bir şey henüz yok.” diyor İsmet Özel. “Türklükle Müslümanlığı ayırmadığı zaman gayrimüslim dünya rahat nefes alamayacaktı. Bunu bir de tarihin nasıl bir şey olduğunu telkin ederek yaptılar. [Gayrimüslim dünya kendilerine ait tarih kanaatini] bizim kanaatimiz olarak dayattılar.
(İtalik-bold olarak gösterilen alıntıları, Toparlanın Gitmiyoruz II kitabının Şubat 2008 basımından aldım, sayfa 419.)

“Tarihî rolü” anlamamız nasıl mümkün olacak? Kendi varlığımız içinden çıkardığımız bir tarih görüşünü dışarıya kabul ettirmeye çalışan bir şairle muhatap olmaktayız. Bu ilk kez olmakta, bu yüzden de herkesi duydukları şaşırtabilir. Tarihin aynasından topluma sadece şairler bakabilir. Şairler tarihçilerin bilemediklerini de bilmek için şairdirler. Ece Ayhan‘ın da kendince  bir tarih bilinci geliştirdiği şiirle ilgilenilseydi görülebilirdi. “Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar”dan bahsettiği Yort Savul (1976)’da toplumun dikkatini unutturulmaya çalışılan tarihe çekmiştir.

1.Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

2.Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:

3.Bir, Yeryüzüne nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?

4.İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?

5.Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?

6.Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk

7.Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız

8.Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!

Yunus Emre’de geçen bir deyimdir Yort Savul: “Kul padişahsız olmaz padişah kulsuz değil/ Padişahı kim bileydi kul etmese yort savul.” (Savulun yoldan, sultan geliyor!)
“İtler kente gidicek Farsça ürürmüş eskiden,”diyordu Ece Ayhan (1970’de Ölümün Arkasından Konuşmak‘ta) “şimdi hem İngilizce hem Osmanlıca ürüyor. […] Şairler de şiirlerin denizlere döküldükleri bu yerlerde, ayakta. Irmaklar tersine akıtıldığı sabah, ayaklar baş olacak, başlar ayak, hangi kaynaklara gidileceğini biliyor halk. 1991’de Tunca Arslan’a şöyle der Ece AyhanBizim tarih sahte. Yalanla örülmüş. […] Ben Türkiye’nin şiirine, tarihine müdahalede bulunuyorum.” (Şiirin Bir Altın Çağı, YKY 1993)

İsmet Özel’in ilk şiiri Yorgun‘da da (1962, Geceleyin Bir Koşu) çocuk, hesap soran, sorgulayan, tarihe tanıklık eden imgelerle donatılmıştır. O şiirde şöyle bir soru/mısra var:

sanki ne kalmıştır çocuklara isa’dan

İsa’dan (ben, satırbaşı olduğu için büyük harf kullandım, yoksa şiirdeki gibi isa küçük harflidir) geriye çocuklara kalan bir şey olmaması şiirin Türk tarihine götürür bizi. Çocuklar çocuklarımızdır. Çocuklara kalan her ne varsa, hepsi (tarih) Hicrî takvime göre, bin dört yüz otuz altı senedir kalmıştır. Çocuklara, Avrupa’da da, başka kıtalarda da isa’dan kalan en ufak bir miras yoktur. Avrupa kendine bu yüzden bir tarih uydurmak zorunda kaldı ve Antik Yunan’la ilgilendi, Yunan tanrılarının eteğine yapıştı.
Ne diyordu Nietzsche:

Tarihin insanları her şeyden önce dürüst olmaya -deli bile olsa dürüst olmaya- yüreklendirdiğini düşünmek gerekir; tarihin etkisi her zaman böyle olmuştur, ama artık böyle değil! Tarihsel kültür ve burjuvaların ortak kıyafeti aynı anda hüküm sürüyorlar.

 

Geçmiş, orada bir şey bulabilmek için, böyle gülünç bir keyfilikle davranmanızı gerektirmeyecek kadar büyük değil mi? Ama dediğim gibi, hadım soyu bunlar; hadımların gözünde kadınların hepsi de birdir, kadındır işte, kendinde kadın, sonsuza dek yaklaşılamayacak olan – işte bu yüzden tarihin kendisi kendileri asla tarih yapamayacak olanlar tarafından güzelce, ‘nesnel’ bir biçimde korunsun da, sizin ne yaptığınızın bir önemi yoktur. Siz, bengi-kadın olanın düzeyine asla çıkamayacağınız için, onu kendi düzeyinize indiriyorsunuz ve nötrler olarak, tarihi de bir nötrlük olarak görüyorsunuz. Bu arada, tarihi bengi-kadınsı olarak benzetirken ciddi olduğum düşünülmesin diye, daha açık konuşmak ve tam tersine tarihi bengi-erkek olan olarak kabul ettiğimi söylemek istiyorum[…]

 

Tarih her şeyden önce etkin ve güçlü olana aittir, büyük bir kavga verene, örnek kişilere[…]

Nietzsche’den alıntılar şu kitaptan: Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası (Vom Nutzen und Nachtheil der Historie für das Leben) İthaki, 1. basım 2006. Çeviren: Mustafa Tüzel

Kabul etsek de etmesek de, zorlanarak, tuhaf bularak, ilk kez duyduğumuz (işitmediğimiz, duyduğumuz), kulağımıza çalındığı için yadırgayarak tepki versek de, bu adamın (elbette İsmet Özel’in) bir şey söylediğini, ama ne söylediğini, nasıl söylediğini, kime söylediğini vaziyet alarak işitmeli diyorum. İşitmeli ve işittiğine de şahitlik etmeli!
En çok kim Türk, kim şiirin Türk tarihinde falan; bunlar meseleyle hiç ilgisi olmayan sorular, meselenin dışında sorular. “Şair Türk” diye bir tanım, yepyeni, taptaze bir tanım ortaya koyuyor adam. Bunu da izah ediyor kendine göre, bir izah tarzı var, Müslüman’la Türk kavramını içiçe gören bir yaklaşımı var. İkisini birbirinden ayırmıyor. Dil (Türkçe) Kur’an ve Hadis’den beslenerek bizi (Türkleri) ümmet içindeki İslâm milletlerinden seçkin bir topluluk olarak teçhiz etmekte, tarihsel varlığımızın da yegâne sebebi olmakta. Bunlar, benim anladıklarım, benim kendi ifadelerim elbette. Şiir de bu bağlamda dünya ve ahiret hayatımıza, İslâmî hayat tarzımızla, üslûbumuzla, sanatımızla, aşkalarımızla v.s katkıda bulunacaktır.

(devam edecek, ancak biraz sabır ve merakla bekleyin lütfen, beklediğinize değecek.)