İstekle tekrar diyorum!

Bu yazıyı okumaktan bir fayda umuyor musunuz? Umuyorsanız ne fayda umuyorsunuz? Sizin umduğunuz fayda bu yazının yazılmasından umulan fayda mı? Yazan kişi olarak benim okuyan kişi olarak seni hangi bakımdan hesaba kattığımı düşünüyorsun? Yoksa benim seni hesaba katıp katmadığım hiç umurunda değil mi?

İsmet Özel, beni alnımın tam ortasından vurdu! Evet. “Sen” diye hitap edilen benim, benden başkası değil. Benden başkası olma ihtimali sıfır burada hitap edilenin! Bunca senedir İsmet Özel’in beni hesaba katıp katmadığı, hep, fazlasıyla, kendime zarar verecek kadar umurumda oldu. Umurumda bundan başka bir şey de olmadı!

“Dil ile dile sığmayan bir şeyi ikrar ederiz.”

“Lâ ilâhe illallah”ta dilime sığmayan o kadar çok şey var ki.. Anlatamam. İsmet Özel’le ilgili de dilime sığmayan, gönlümden taşan şeyler var. İşte bu gönlümden taşanlar kalp ile tasdik ettiğim, edeceğim, edebildiğim, edebe dahil ettiğim şeylerdir.

“Öyle ise sen ve ben aynı tarafta yer alıyoruz. Bir bizim taraf hâdisesinin içindeyiz.”

Çok şükür!
İsmet Özel’in “Dil İle İkrar” yazı serisinin üçüncüsünü bugün İstiklâl Marşı Derneği portalından, defalarca, sindire sindire okudum. Beni kendime getiren yazılar yazdı İsmet Özel. Bu yazılar sayesinde ikrara ve tasdiğe kavuştum, eriştim.
Zihnime açtığım yere bakıp “Allah’tan gayrısına itaat vakıasına olan isyanı taşıyabilir bir seviyededir” diyebiliyorum. Günde beş vakit Allah’tan gayrısına itaat itaat etmemek üzere pratik yapıyorum.

Varsak gerek dünyanın ve gerekse bu ülkenin neresindeyiz? Bu ülkeyi, bir ülkeyi vatan kabul edişimiz hangi gerekçeye dayanıyor? Bu son sualin cevabını temin edebilmek ancak bir insanın İslâm dairesinde yer alması hassaten neye taalluk ettiğini bildiğimizde mümkündür.

Bu cümleye kim veya kimler itiraz edebilir? Bu cümleden kimler rahatsızlık duyuyorsa onların İslâm dairesinde yer almadıklarını, başka dairelerde bulunduklarını görebiliriz.
Şimdi:
İsmet Özel’i neden okuyorum?
Tamı tamına otuz yedi senedir (Bakınız: “İsmet Özel’i Okurken“), İsmet Özel’i okurken benim hayatımda ne oldu, ne değişti?
Türkiye’de olmayan, benim hayatımda oldu. Türkiye’de değişmeyen her şeyin benim hayatımda değiştiğini söyleyebilirim. Türkiye’de İsmet Özel’le, İsmet Özel’in bizimle birlikte olmasıyla olan şeylerin ne olduğu, neye yarar ve/veya neye zarar olduğu hususunda kesin bir sonuca ulaşamıyorum. Ancak kendi hayatımda kesin bir sonuca varmaktayım ki, o da İsmet Özel’den hem ikrarımı, hem de tasdiğimi bu dünyada, burada, bu ‘biz‘ dediğimiz aidiyet sınırları içerisinde kaldığım müddetçe almamın imkânsızlığıdır. Çünkü: İsmet Özel, beni ‘biz‘den oluşan ‘herkes‘le bir tutuyor. Ben, ona, kendimi ‘herkes‘in içinden çıkıp gösteremiyor, takdim edemiyorum.

Portaldaki bugünkü, bu haftaki yazısını da dün akşamdan beri (dün akşam ezanıyla birlikte Cuma günü başlamıştı) merakla bekliyordum ve sabahleyin kavuştum! Ne oldu, kavuştum da? Ne değişti?
Yazıyı okuduktan sonra Hasan amcama gittim. İsmet Özel’e amcamdan söz etsem epeyce sinirleneceğini biliyorum. Bu, kişisel bir husumet değildir. Bu, tamamen İsmet Özel’in konumuyla amcamın konumu ya da amcamın da temsil ettiği konum) arasındaki, kırk beş senedir en ufak bir değişme olmayan İslâm algısından kaynaklanan husumettir.

Ben yazıyorsam onlara olan husumetimden bir fayda umarak yazıyorum. Yazı hayatımın başka bir hikâyesi yok. Onlar benim yazdıklarımın kendi şartlandırmalarına hizmet edeceği kabulüyle benim yazmama rıza gösteriyorlar.

Uzun zaman amcamın, babamın ve ağabeyimin de bir ara bulunduğu gazetede yazı yazdı İsmet Özel. Ne değişti, ne oldu? Bir şeyler değişecek, bir şeyler olacak mı? Sanmıyorum. Koyu karamsarım.
Amcamla şurdan burdan konuştuk, ama İsmet Özel’den hiç söz etmedim ona.
“Düşeceksen attan düş, eşekten sakın düşme” dedi amcam.