Bertan Onaran

Bertan Onaran, 15-16 Aralık 2016 sabaha karşı, bu hayata vedâ etmiş.
Epeyce tercümesini okuduğum, tercümelerini beğendiğim, beslendiğim bir isimdi Bertan Onaran.
Ionesco’dan Yalnız Adam‘ı kim bilir kaç kez okudum. Sartre’in Sözcükler‘i. Mayakovski’den Lili Birik’e Mektuplar.

6 Ocak 1979’da ilk kez Salacak’taki evde okumuştum Savaş Pilotu’nu. Fahri Karagözoğlu’nun müthiş kapak tasarımını unutabilir mi insan? Fransa’da bile bu kadar güzel bir kapak tasarımıyla yayımlanmadı.
Savaş Pilotu’nu da Bertan Onaran’ın tercümesiyle okudu Türk okurları.
Bertan Onaran! Bu kadar tercümesiyle bana (bize) birçok kitabı sevdirmiş, birlikte bir yolculuğa çıkmışız. Hakkını teslim etmek lâzım. Ama! Bir ‘ama’ var!
Tercümeleri dışında başka bir Bertan Onaran daha vardı. (Bunun Türkiye’ye özgü bir durum olduğunu sanıyorum, Türkiye’den başka yerlerde rastlamadım diyebilirim, şöyle: Şiirlerine diyecek yok, ama düzyazılarındaki düşüncelerine katılmıyorum! Tercümeleri harika, ama köşe yazıları için iyi şeyler söyleyemem!) Arada sırada okudum gazetedeki yazılarını, internette bunlar var. Keşke, diyorum, çeviriden başka bir şey yapmasaydı. Keşke: Lüzûmsuz bir sözcük, mânâsız.
Geçelim.
Bertan Onaran’ın tercümelerini birçok kimse, birçok farklı kesimden, farklı düşünceden okur-yazarın okuduğunu biliyorum; ama gazete yazılarındaki öteki Bertan Onaran’ı belli bir kesim okumaktaydı. Bu bir anlamda Türkiye’de en belirgin iki tarafı, iki kampı da işaret etmektedir. İki taraf birbirini hiç merak etmiyor mu, etmez mi?
Bertan Onaran’ın şöyle bir cümle kurmasını isterdim, belki de bir hâşiye olarak: İnsan Müslüman olmadan komünist olursa yapmayacağı kötülük yoktur. Diyebilseydi -meselâ- diyebilir miydi -acaba-?
Ne dersiniz?
Biz en iyisi Savaş Pilotu’ndan bir parça okuyalım, Bertan Onaran tercümesiyle:
“Ben, İnsan’ın bireyden -evrensel’in özel’den- üstün olduğunu göstermek için savaşacağım.
İnancım odur ki, evrensel’e duyulan saygı, özel zenginlikleri yüceltir, biraraya getirir -ve biricik düzeni, yaşam düzenini getirir. Ağaç, dallarıyle kökleri birbirine hiç benzemediği halde, tam bir düzen içindedir.
İnancım odur ki, özel’e duyulan saygı ölümden başka bir şey getirmez -çünkü, düzeni özdeşlik üzerine oturur. Varlık’ın birliğini, o Varlık’ın çeşitli parçalarının özdeşliğiyle karıştırır. Ve taşları bir hizaya getirmek için, katedrali yıkıp yerle bir eder. Öyleyse ben, bir âdeti öbür âdetlere, bir ulusu başka uluslara, bir ırkı öbür ırklara, bir düşünceyi öbür düşüncelere benzetmeye çalışanlarla çarpışacağım.”