Kapkara bir aynada kapkara bir beyaz leke

Aynada hakikate aykırı, sahte olan, hakikati çarpıtan, giderek hakikati bile sorgulayan bir görüntümüzün olması (yansıması) aynanın ne sahteliğini ne de sathiliğini (yüzeyselliğini) göstermez. Böyle bir çarpık görüntüye sahipsek, aynanın sahihliğinden şüphelenmemiz abestir.
Görüntümüzün sahte olup olmadığını da bu geometrik dünyada aslâ anlayamayız. Bu dünya aynasında bulunduğumuz süre içersinde buna imkân yok.
Biz nasıl bir görüntüye sahip olduğumuzu sadece aynalar sayesinde bildiğimizi sanıyoruz. Aslımızla sûretimizi karşılaştırmak mümkün olsaydı, sahte olup olmadığımızı anlardık. Maalesef aynaya bakmak -baktığımızı sanmak- durumundayız. Aynadan kendimize bakmayı öğrenmemiz epeyce zaman alacak gibi. Bu da kendimizi aynanın içinde değil, dışında tutmakla, kendimize aynanın içinden bakmakla mümkün.
Her an, her durumda bir φαινόμενoν, phainomenon (Kur’an ifadesiyle: şe’n, Kur’ansız ifadeyle olgu) içinde olduğumuzu hatırlatan [ayna] bir gözgüdür. Aynadaki boşluğumuzu dolduracak bir görüntümüz varsa, bizim varlığımızdan söz edilebilir. Biz, kendimize özgü bir görüntünün peşindeyiz. Özellikle yeni evliler (ve özellikle de gelin) aynaya çok vakit ayırır. Kendilerini aldatmak, avutmak için mi? Evliliğin ileri safhalarından birinde gözgü (ayna), gelinin veya damadın ‘sahte’ sûretini suratına çarpar. Ancak iş işten artık geçmiştir.
Hiçbir mahkemede, mağdura saldıranın gözgüdeki (aynadaki) sûretini görüntü kaydı olarak delil niyetine sunmak mümkün değil.
Aynanın sınırlarının kimse farkında değil. Arz üzerinde hiçbir görüntü aynadaki kadar geniş ve derin bir perspektife sahip değil. Bu perspektifi, aynaya bakan hiçbir gelin veya damat fark edemez. Onlar belli bir sûrete ve belli bir bakış açısına sahiptir. Oysa arka taraftaki bir pencerede bir karga veya bakıcı da kendine o sırada hayretle bakmaktadır.
Şûra sûresi, 51. ayet: Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hicâbin. (Hiçbir beşer için kabil değildir ki Allah ona başka sûretle kelâm söylesin, ancak vahiy ile ya da bir hicab arkasından [başka bir sûretle kelâm söyler].)
Bu ayetteki hicâbin (perde) kelimesinin ayna olarak okunması mümkün. Karagöz oyununda tasvirlerin üzerinde oynatıldığı beyaz renkteki iç perdeye de ayna deniyor.
Aynanın arkasında sır denilen ince mâdenî bir tabaka vardır, sırlanmadan görüntü vermez aynalar.