Ölüm kalım meselesi

ŞİİR GÜNDELİKLERİ – XVI

(Şiire Dâhil Notlar)

Ömer Aksay

Mustafa Ökkeş Evren’le 17 Aralık’ta Adana’da buluştuk, oturup bir masada sadece konuştuk, dertleştik. Kelimelerimizden bahsetti sevgili Mustafa, “kelimelerimize” dedi, “sahip çıkamıyoruz; kelimelerimiz hayatımızda karşılığını bulamıyor.”
Cemal Süreya, 1961’de yayımlanan Folklor Şiire Düşman adlı ünlü denemesinin ilk cümlesinde ne diyordu: “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı.” Çağdaş (veya modern) şiir neden gelip de sadece kelimeye, kelimenin kapısına dayandı? Bıçağın kemiğe dayanması gibi bir şeydir bu. Artık bir ölüm kalım meselesi sözkonusudur. Şiir (veya şair) kelimeden hesap soruyor(?)! Hangi kelimenin hesabı bu? Kaybettiği kelimenin elbette!
“Kelimeler bizde de yontuluyor artık” diyordu Cemal Süreya. Bir yontulmanın, bir aşınmanın farkına varmıştı(r) şair. Kelimelerin modern hayatta bizde de yerlerinden koparılmaya başlandığını, yerlerinden söküldüğünü, lugâtlerden (sözlüklerden diye de okuyabilirsiniz) silinmeye çalışıldığını anlamlarından ufak tefek saptırıldığını, yeni yükler yüklendiğini müşahade etmişti. Bence hafif kalıyordu Cemal Süreya’nın söyledikleri; ama yine de bu durumun farkına 1961’de varan bir Türk şairi olarak hakkını teslim etmeli.
XV. Şiir Gündelikleri’nde Antoine de Saint-Exupéry’den bir alıntı yapmıştım: “Kimileri şiirlerini inşa ederler ve cümleleri eğip bükerler. Kelimeleri değiştirirler ve kendilerini bunların açıklamasını yapmak zorunda hissetmezler. Tek tutkuları bu şiirlerin çekiciliği ve etkisidir ve bu şairler bunları kalpleriyle anlarlar.” (Exupéry, Kale; İsmail Yerguz çevirisi, Zeplin Kitap, Mart 2016). Kelimeleri şiirlerinde değiştirenler, kelimelere yepyeni bir mânâ katanlar ve kendilerini bunların açıklamasını yapmak zorunda hissetmeyenler şairlerdir. Onlar tıpkı bir uygarlığı inşa edenler gibi şiirlerinin çekiciliğine ve etkisine tutkuyla bağlıdırlar, onlar kalpleriyle anlayan, kalpleri kararmamış şairlerdir.
Artık kelimeleri bile şairlere bırakmıyor sistem. Şairin kelimeye sahip çıkacak gücü yok, kalmadı.
İlhan Berk’e Bodrum’daki evinde bir yaz günü, Telmihler Kitabı adını verdiğim dosyamı götürmüştüm. Telmih kelimesine takıldı; “bu kelimeyi kullanamazsın” dedi, “bu benim kelimem, sen gençsin, sen bu kelimeyi nasıl kullanabilirsin?” Unutamıyorum. Yıllarca üzerinde düşündüm.
Bir dergi editöründen aldığım mektupta da şöyle bir cümle vardı:
“Kullandığınız sözcükler çok eski, yenileriyle değiştirmeniz yararınıza olur.”

//

Antoine de Saint-Exupéry’den küçük bir alıntı daha:
“Ve şiirin tadını çıkarmayı bilenlerde şiir zevki yoktur, çünkü aksi olsaydı asla hüzünlü gözükmezlerdi. Şiire kapanırlardı ve mutlu olurlardı. Ve insanlık da şiire kapanırdı […]”
(Exupéry, Kale; İsmail Yerguz çevirisi, Zeplin Kitap, Mart 2016, s: 130).

//

Edebiyatın içinde olanların biribirilerini özellikle okumadığına artık inanmak zorundayım. Edebiyatın içinde olanlar: Dergi yöneticileri başta olmak üzere, şiir seçkileri, yıllıkları, cart-curtları hazırlayanlar; seçici kurul üyeleri (ne kadar şaşırtıcı değil mi? inanamıyacaksınız ama, bir seçici kurul üyesinin ağzından duydum: “baştan sona okumaya gerek yok, bir iki sayfa karıştırınca anlaşılıyor!”), bir yazarla söyleşi yapmaya kalkışanlar ve şairlik taslayanlar, isminin yanında şair yazanlar, şiir editörleri. Listeye daha başkalarını da ekleyebilirsiniz. Özellikle son zamanlarda moda olan moderatörler. Bir tür aracı, ama kimlerle kimlerin arasını buluyor, arası bulunabilecek kimse var mı? Ara ki bulasın! Moderatör, bir tür aparat olmalı, bir ara kablosu gibi.
Edebiyatın içinde olanların biribirilerini yazdıklarını değil de biribirilerinin özellikle canına okuduğuna artık inanmak zorundayız.