Şam İçin Akşam Ezanı

Mahmud Erol Kılıç, beş haftadır, Pazar’ları Yeni Şafak’ta yazıyor. Son yazısının başlığı şu: Güzel Suriye sahi sana ne oldu?
Birileri (?) Suriye’ye ne olduğunun gerçekten farkında değiller mi, yoksa anlamak, görmek mi gelmiyor işlerine? Bu sorunun da, bütün sorular gibi muhatabı belli değildir. Bütün sorular media üzerinde sorulduğu için muhatab alınacak kimse (üstüne alınacak, sorulardan alınıp dert edecek kimse) maalesef sanal, uydurma, sahte, namevcud bir kişiliktir. Biz, birisi var sanabiliyoruz, pek safça, oysa birisi yok! Hepimiz bir muhatap arıyoruz aslında, olmayan muhatabın olmadığını bile bile. Evet, biliyorum, Baudrillard da böyle düşünüyordu; ancak Baudrillard’ın düşünemediği şuydu: ‘Haberin olsun ki, onlar, hep hîle kuruyorlar, ben de kurarım hîlelerine hîle’ (Târık sûresi, 15-16). ‘Böyle bir mekir (hîle, tuzak) kurdular. Halbuki haberleri yok biz de bir mekir kurmuştuk.’ (Neml sûresi, 50). (Ayetlerin tercümesi Elmalılı M. Hamdi Yazır’a aittir.) Allah, Rasûlünü muhatap alarak bizi de dolaylı olarak muhatap kılıyor. Bizlerin de Rasûlallah’ı muhatap alarak Alllah’a yönelmemiz lâzım. Oysa bizler, artık başka muhataplar arıyoruz. Sorun burada!
Bazıları da (kırktan fazla ülkeden yüzlerce kuruluş, vakıf; bunların sivil olduğu, toplum yararına kurulduğu sanılıyor, yani bu da sanal) New York’taki BM Genel Kurulu’nu muhatap alarak şöyle diyorlar: “Suriye’de bir insanlık dramı yaşanıyor, gözlerimizi kapatarak Halep’te ve Suriye’de yaşanan gerçeklere duyarsız  kalınamaz. Suriye’de savaş suçu işleniyor ve masum insanlar öldürülüyor.”
Gözlerini kapatanlar kimlerdir, kimler gözlerini açsın? Ölenler mi, öldürenler mi?
Savaş suçu mu? Hangi savaşın suçundan bahsediyorlar, kimin kimle savaşı bu? Uluslararası hukuk burada neyi temsil ediyor?
Yazısında şöyle diyordu Kılıç: “Ne rahat!. Şuraya bağır diyorlar bağırıyorsun, şuraya alkış diyorlar alkışlıyorsun.” “Mesulüz, hepimiz mesulüz. Sünnisiyle şiisiyle hepimiz mesulüz.”
“Pirimiz Muhyiddin-i Arabi; ‘Şam Allah’ın, arzında mümtaz kıldığı yerdir. Melekler kanatlarını onun üzerine germişlerdir. Allah kulları arasında seçkin olanları oraya tahsis eder’ (Ebu Davud, 2483) nebevi sözüne istinaden ahir ömründe oraya yerleşti ve orada vefat etti. Kasyun dağının eteğinde yatıyor.”
Şam’la ilgili şu hadisleri de seçmiş Kılıç:
“Suriye konusu, sizin toplu gruplara ayrılmanıza müncer olacak: Şam’da bir grup, Yemen’de bir grup, Irak’ta bir grup!” (Ebu Davud, 2483)”
“Şam münafıklarının, Şam mü’minlerine üstün gelmesi haramdır. Onlar ancak öfke ve keder içinde öleceklerdir” (Taberani).”
“Şam helak olduğunda artık ümmetimde hayır kalmamış demektir.”
Göreceğimiz şeyler nasibimizde varsa, eğer yaşarsak, Şam mü’minlerinin kimler olduğunu da göreceğiz.

 

Benim, Ocak 2013’te yayımlanan Sahte Siyah kitabımın ilk şiiri Şam İçin Akşam Ezanı’dır. Ne bu şiirim, ne de o kitaptaki diğer şiirlerim dört sene boyunca kimseyle muhatab olmasın diye birileri ellerinden geleni yaptı. Bu birileri, kitabımı depoya tıktılar, bile bile dağıtmadılar. Kitabım hakkında adice, zavallıca, ahmakça, kendi oturdukları dalı kesen bir yazı bile yazdılar. Kitabımın kapağında siyah (zenci) bir kafa var, bu Obama’nın kafasıdır. Kapağın tasarımını seçen benim, bu tasarımı zorla benimsettim yayınevine. Olabildiğince rahatsız oldular. Şiirlerim öncelikle yayımlandığı dergiyi ve yayınevini rahatsız ediyordu. Artık şiirin dolaşım sistemi, maalesef kirlenmiş, pis bir bir sistemdir. Bu sistemin çarkına çomak sokmak için namuslu şairlere ve namuslu okurlara ihtiyaç var.

 

ŞAM İÇİN AKŞAM EZANI

sadreddin konevî üvey oğlu ibn arabî’nin
babası diplomat mecdüddin ishak
şeyhi evhadüddin hamid kirmânî
bilâd-ı rûm’a gelip ruhunu veren adamlar
verdikten sonra bize anadolu’yu, terk edin dediler.

segah makamında tehlike
siyah bir çizgi çekiliyor oldukça kalın şam.. şam..
karanlık/ kapkalın/ kapalı bir hava
kapitalizm.. kaptırılan paralar..  pis ayraçlar
kapanmamış sayısız ayraç var burada, sürekli kanayan
temizlik/ pislik/ temizlik/ pislik tehlike
kapkara bir çizgi çekiliyor nefeslerin üzerine kapkalın
şam.. şam.. şam.. şam.. şam
hayyalelfelâh tehlike
şam.. şam.. şam.. şam.. şam.. şam.. şam
hayyalelfelâh tehlike

 

pis bir oyundu libya’dan beri bahar
hatta prag’dan beri bir black spring
ne diyordu ali ahmet said eşber, nam-ı diğer adonis
“bütün bu olup bitenler onursuz
ve acınacak bir oyun […] arap dünyası
batı’nın umurunda değil […] iki yüzlülük yapılmamalı
batı illâ arapları kurtarmak istiyorsa, sistematik olarak
imha edilen filistinlilerle başlasın.”

oyun iyice uzadı orada, oyun içinde oyun
senaryo doğrudan doğruya bu kez: içsavaş
hangi içsavaş bu? hangi proje?
hayalessalâh herhangi bir tehlike mi bu?
zaten hep bir içsavaş vermiyor muyuz?
tehlike esselâtühayrunminennevm
hayırdır, segah makamında sabah tekmili?
zaten hep uyumuyor muyuz tekmilimiz?
öldükten sonra uyanmak için!

şam.. şam.. şam.. şam.. şam
simsiyah bir çizgi kap kalın!
şam.. şam.. şam.. şam.. şam

 

bahar bahanedir çünkü bu inen siyah isa
ne domuzu öldürüyor bu ne de haç’ı kırıyor
ne için savaştığını bilmeyen bir topluluk karşılıyor onu
bu siyah isa, bahar kostümünün altında baskın yapan
ve işte beyaz minare de orada
ibn arabî’nin mezarı da
ve kalın bir çizgi çekiliyor ezanla her akşam
eyvah.