Şiir Gündelikleri X

ŞİİR GÜNDELİKLERİ

(Şiire Dâhil Notlar)

Değinmeye değer mi, değmez mi, emin olmadığım bir söyleşi okudum bir gazetenin kitap ekinde (Yeni Şafak / Kitap, 13 Nisan 2016). “Şiir, dünyaya mesaj gönderme yolu“ymuş! Söyleşinin başlığı bu.
Uluslararası Üsküdar Şiir Festivali’nin (bu festivaller beni hiç ilgilendirmiyor, ilgilenenler de ilgilendirmiyor) konuklarından, 1983 doğumlu, Hukuk mezunu, üç yıldır Türkiye’de ikamet eden Suriyeli genç bir şairle yapılmış bu söyleşi. Bu genç şair Suriyeli ve Türkiye’de ikamet ediyor.
Sürekli “devrim“den söz edişi dikkat çekici bu genç şairin. “Devrimden sonra” şöyle yaptığını, “devrimin başında” böyle zorluklar yaşadığını falan anlatıyor. Hangi devrim bu? Ne devrimi? Şiir yazmaya “gazel yazarak” başladığını söyleyen bu genç şair, şiirle ciddi şekilde 2003 yılına denk gelen üniversite ikinci sınıfta ilgilenmeye başlamış. On yıl sonra da ne olup bittiğini anlayamadığı “devrim” gibi şeylerle ilgilenmeye başlamış olmalı, şiirle ciddi şekilde on-on iki yıl önce ilgilenmeye başlayan bu Suriyeli genç şair.
Tuhaf! “Suriye devriminde barış için çalıştım” diyor, diyebiliyor.. (Bu genç arkadaşa Suriye’de ve diğer yerlerde ne olup bittiğini anlaması için İsmet Özel okumasını tavsiye etsem mi acaba, bilemiyorum.)
Evet, bir “Arap Baharı” yaşandı. Bunun nasıl bir bahar sendromu olduğunu aklı başında olan herkes gördü, anladı. Ancak çoğunluğun (zavallı kitlenin) aklı başından gitti! Bunu anlamak için şair olmaya, şiirle ilgilenmeye de gerek yok aslında. Biraz bilgi yeterliydi. Ne Mısır’da, ne Suriye’de bir devrimden söz edilemez, edildiğinde ahmaklık olur ve ne yazık ki oldu. Başlarına gelenleri anlayamayan bu gençleri Mısır’da, Suriye’de meydanlara dökenlerin kimler olduğunu, bu sözde “devrim” aldatmacasından kimlerin kârlı çıktığını bu Hukuk öğrencisi genç şairin de anlayamadığını, anlamak da istemediğini gördüm. İşin tuhaf bir tarafı da, gazetede yayınlanan söyleşiyi yapanlar da aynı şekilde düşünmeden soruyorlardı: “Devrimden sonra ne yaptınız?” “Devrimde Suriyelilere nasıl hizmetler sundunuz?” Bu nasıl bir durum, nasıl, neyle açıklanabilir? Şiirin şuurla münâsebetini nasıl kuracağız? Şiirin şuurla münâsebeti bu bölgede nasıl kayboldu?
“Evet biz muhaciriz [biraz sonra da “mülteci” kelimesini kullanıyor] siz de ensar ama benim burada muhacir ne demek bilmem gerekiyor. Bu büyük bir sorun. Muhacirler göç ettiklerinde ensarlar [“ensar” zaten çoğuldur, “ensarlar” denmez] onlarla hayatlarını paylaştılar, kendi hayatlarının içine dahil ettiler. Hz. Peygamber vefat ettiğinde hicret ettiği yerde defnedildi, ensar O’na “Mekke’ye dönecek misiniz” dediği zaman, onların yanında kalacağını söyledi.”
Ne diyor bu genç şair, söylediklerinin ne anlama geldiğinin farkında mı? Peki, söyleşenler farkında mı? Bakın söyleşenler nasıl bir soru soruyorlar bu tuhaf açıklamanın arkasından:
“Siz dönecek misiniz peki?”
Şöyle bir cevap veriyor bu Suriyeli genç şair:
“Suriye’ye dönecek miyim, Avrupa’ya giderken ölecek miyim, ne yapacağım bilemiyorum.”
Şiirin şuurla münâsebeti bazı toplumlarda, bazı zamanlar öyle bir kopuyor ki, ne bir nisbet, ne de bir tesbit bu münâsebeti aslâ temin etmeye yetmiyor!
Bütün genç şair arkadaşlara her nerede iskan edilirlerse edilsinler, ancak erdemle sakin olacaklarını Hölderlin’den sonra bir kez daha hatırlatıyorum.