“Türkiye’nin Adresi”

“İkinci Yeni şiiri Türkiye’nin Adresi’ni verdi bize;” diyor İsmet Özel (İstiklâl Marşı Derneği internet portalında yer alan Homeros’tan Karl Marx’a Şiirin Türk Tarihi üst başlığı altında Türkiye’den Türkeli’ne Varalım. Türk Şiirinden Şiir Türküne ve Belki Şiir Türküye Varabilme Gücü Bize Verilirse. XV). Bu sözü, bu sözün ne ifade ettiğini anlamamız lâzım. Türkiye’nin Adresi bir şiir kitabının ve o kitaptaki bir şiirin adı. Metin Eloğlu’nun 1965’de yayınlanan beşinci şiir kitabı: Türkiye’nin Adresi .

Şimdi, cümleyi tekrar okuyalım; ne diyordu İsmet Özel: “İkinci Yeni şiiri Türkiye’nin Adresi’ni verdi bize;” böyle diyor. İkinci Yeni bir adres vermektedir bize, bu adres ‘Türkiye’nin Adresi’dir! Cümleyi, Metin Eloğlu‘nun adını anmadan kurmuş İsmet Özel. İki muhtemel durum var: Ya Türkiye’yi biliyoruz, tanıyoruz, ama adresini kaybetmişiz ya da tanımadığımız, bilmediğimiz bir Türkiye’yi arıyoruz. Bir yerdeyiz, ama neredeyiz; yanlış yerde miyiz, doğru yerde mi, bilmiyoruz. İkinci Yeni şiiri çıkıyor karşımıza ve Türkiye’nin Adresini veriyor bize.

Türkiye’nin Adresini, 1965’te yayınlanan Eloğlu’nun kitabıyla, şiiriyle mi veriyor bize İkinci Yeni? 1954-59’da atılımın başladığı yıllarda Türkiye’nin Adresini biliyor muydu İkinci Yeni?

Bu sorular ‘bizi’ başka sorularla birlikte Metin Eloğlu’nun şiirini açıp bir kez daha okumaya götürmeli:

“Burası önce Türkiye, sonra Pompei’nin son günleri” diyor o şiirde M. Eloğlu. Niye “önce Türkiye, sonra Pompei’nin son günleri” diyor şair? Pompei’nin son günleri nasıldı, nasıl helâk olmuştu Pompei? Türkiye’nin Pompei’nin son günlerine benzeyen bir sonraki dönemi mi vardı? Şair bize Türkiye’nin Adresini verirken bu son döneme mi dikkatimizi çekiyordu?

İsmet Özel aynı yazıda “Batılılaşma boyunca; ama bilhassa 1908’den sonra otel olarak kullanmış birileri Türkiye’yi.” diyor. Türkiye’nin adresinde başkaları var, birileri bu adreste artık Pompei’nin son günlerini yaşıyordur. “Burası önce Türkiye, sonra Pompei’nin son günleri” diyordu Eloğlu, bize bir durumdan haber veriyordu.

“Bunca yol yorgununa bir uzanımlık yer bile yok 
Ama nice Yunus’ların mezarı kaç dağda birden” diyordu Eloğlu, Türkiye’nin Adresini verirken.

Önce Türkiye’ydi burası, nice Yunus’ların mezarı[nı] kaç dağda birden görürdük, kaç dağda birden yatan nice Yunus’ların diyarıydı burası; sonra Pompei’nin son günlerine geldiğimizde yatacak, uzanacak yerimiz bile yok!

İhsan Fazlıoğlu‘nun ‘Akıl Kayıp, Vicdan Metrûk, Gönül Mahzûn’ başlıklı yazısının (Kendini Aramak, 2014, Papersense Yayınları, s: 133) son pargrafı şöyle: “Ne Konya, ne Bursa, ne İslâmbol… Hiçbir şey bol değil artık. Kaht yani kıtlık var her yerde: Kaht-i ricâl derdi eskiler; şimdi kaht-i nazar da var. Sirâc’ın [İ. Fazlıoğlu, yirmi beş yıl Konya’nın kadısı olan Sirâceddin Urmevî için “İslâm’ın aklı idi” der; Konya’da Sirâc’ı arar, ama bulamaz] ve Sadr’ın [“bir mezarda metrûk” Sadreddin Konevî‘nin] olmadığı yerde de Celâl [Celâleddin Rûmî], Cemâl’e dönüşmüyor. Konya’nın ne celâli, ne cemâli kalmış… Çünkü akıl kayıp, vicdan metrûk… Türkler aklını ve vicdanını yeniden bulmalıdır.”

“Yani Türkiye’yi bulmak kolay, Türkiye avucunun içi
Ama gerçek yerini kimselere belletmeyeceksin
Adama gülerler valla” diyordu Metin Eloğlu.

 

Ömer Aksay