Vandal Yürek

“Her şeye, her yere, her köşeye hakim olan vandallık beni korkutuyor.” demiştim. Dedim. Dememle kaldım; çünkü kimseyi, kimsecikleri korkutmuyor, hatta ürkütmüyor bile bu vandallık, benden ve birkaç kişiden başka.
İsmet Özel’in Esenlik Bildirisi adını taşıyan 1973 tarihli bir şiiri var:

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir

Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.

İstanbul başta olmak üzere, her yer tanınmaz halde. Gökdelenler gözdelen halinde, bakmak istemiyorum. İstanbul’u dinleyemiyorum artık, gözlerimi kapatsam da, kulaklarımı tıkasam da faydasız. Ne duymak istiyorum, ne görmek. Bu vandallıktan başka bir şey değil. Göründü, her göründüğünde hurra, ayakta alkışlandı, ezdi bütün çiçekleri, kendine canavar dedirdi, haksızlığın en büyüğünü etti, ama haksız olduğunu anlamadılar hâlâ. Öcalınmadığına göre, demek ki bütün bu yaşananlar bir sanrı, diyorum.
Burası kimin şehri? Burası kimin, kimlerin ülkesi? Merak ediyorum? Kaç kişi kaldı(k)? Kimlerin istilâsı bu? Neredeyiz? Kimlerin saldırısına mâruz kaldık?
İstanbul’dan ve diğer kentsel dönüşüme mâruz kalan şehirlerden öcalmanın vakti gelmedi mi hâlâ?
Bursa, Konya, Urfa, Kahramanmaraş hemen hemen her yer kentsel dönüşüm vandallığından geçilmiyor. Sürekli tıkınıyoruz, Adalarda, yazlıklarda, parklarda, her mevsim. Tek bildiğimiz magandalaşmak, tıkınmak, kafayı çekmek, yatıp yuvarlanmak, yüksek sesle bağırmak, nara atmak ve neyi ifade ettiğini anlamadığım bir tabirle silah atmak!
Esenlik Bildirisi‘ndeki “Vandal yürek!” nidâsının muhatabı yetmişlerde kimlerdi biliyoruz da, ne kadar bu vandal yüreği taşıdılar, işte onu bilmiyoruz. Bu nidâya bugün muhatap olan kimlerdir? Esenlik Bildirisi, şehirde yaşayanların öcalmak için vandal bir yürek taşıması gerektiğini, gerekliliğini ortaya koyuyor. Ben, bugün, kimlerin kimlerden öcalmakta olduğunu merak etmekteyim, açıkça ortaya konmalı bu, belli olmalı, hangi vandal yüreği taşıyoruz göğsümüzde bir parti rozetinden farksız?
Herkes, her kesim farklı bir vandal yürekle alkışlanıyor, alkış istiyor herkes, görünmek istiyor; herkes komşusunun bahçesindeki çiçekleri eziyor. Herkes, her kesim birbirinden öcalmaktadır.
Sanat-edebiyat ortamı, sanatçı-edebiyatçı kesimi tam bir vandallık içinde. Hepsinin yüreğindeki “o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir”. Vandallıktan kurtulmadıkça şiir sahtedir, şuurumuz da tehlikededir.
“Hayat yalan, şiir sahte, şairler ikiyüzlü!” demiştim, 2006’da, milattan sonra.