Yeni bir sene

1 Muharrem. Yeni bir senenin başlangıcı. Allah neler gösterecek ve biz görebilecek miyiz?
Yeni senenin hep bir şeyler getirmesi, giden senenin de giderken bir şeyleri götürmesi istenir. Biri çok genç, diğeri de hayli yaşlı olarak resmedilir, kişilik kazandırılır seneye. Oysa zaman da varlık gibi bir veren “O” olmadan, aradan “O”nu çıkarırsak hiçbir şey (mutluluk bile) veremez. (Bakınız: Martin Heidegger’in ‘Zaman ve Varlık Konferansı’ Çeviren: Deniz Kanıt, a yayınevi, 2001, Ankara).
Bir Zilhicce’nin daha sonuna geldik. Hep aynı Zilhicce, aynı Muharrem, hep aynı takvim, değişen sadece rakamlar. Ayna değişmiyor, biz değişiyoruz; seneden seneye aynaya bakarak değişiklikleri tespit ediyoruz. Allah neler gösterecek aynada bize ve biz onları aynada görebilecek miyiz?
Takvim de bir ayna: Günün kısalması, üç dakika. Çıharşenbe. 
Kalbin ritmi ve takvimin ritmi birbirine uymuyor. Bir gün kalbin ritmi duruyor ve o günden, o andan sonra bambaşka bir takvim işlemeye başlıyor. Artık aynada kendine bakacak zaman yok, aynaya özgü bir yansıma da yok. Şunu anlıyor kalbinin ritmi duran: Her şey aynaya özgü bir yansımaymış başından beri! Bütün bu olup bitenler…
Virginia Woolf’un bir cümlesi var: “Otobüslerde ve metrolarda karşı karşıya gelince, gözlerimizdeki belirsizliği, donukluğu gösteren aynaya bakarız.” Bugün karşı karşıya bile gelemiyoruz, gözlerimiz sürekli elimizdeki geveze aynalarda, ne aradığını kim biliyor?
Ayna herkesin foyasını ortaya çıkarsa da, kimse inanmaz, çünkü o bir aynadır; ancak kendine bakacak zamanı kalmadığında, tükendiğinde takvim, imgenin donuk, sabit kopyası kaldığında şurada burada, işte o zaman -o eşsiz zamanda- yansıma süreci el değiştirirken foyasının farkında olacak, belki de, 1 Muharrem 1438!