Şiir, sadece burada!

Ömer Aksay

KEHRİBARIN SOLUK ALDIĞI KADAR

 

 

Nesir halinde görünsün istemiyor manzum yüzüm
kehribarın soluk aldığı kadar
somut bir düş çıkartabilirim berzahtan, neye yarar
aynada kalan noksanlarımdan askerî bir harekât.

Hemen yanıbaşımızda, kıyımızda, secdede sonsuz
bir umut parlar
kirpiklerim yanardı şerefelerinde
yani diline sahip çıkan erkek sağlamsa kadın da belki
sevinç katar günlüğüne geceleri çok uluslu şirk izin verirse
seferberlikte örgütlü, cephede sivil
itikadî açıdan daima millî kadınlar da.

Tarihse her zaman görünsün istiyor hüzün
şimdilik elini uzatıyor yeni bir şirk, yeni bir bidat
elini tutuyoruz, ama bırakmak zorundayız, hayır
hayır durum böyle ikimiz arasında inişimizden beri
her zaman şimdiden ibaret.

Daha bir somurtkan bir gökyüzü
çünkü her şey toprağa sığmak zorunda değil bence
aldanmış bir halkın cansız bedenleri hiç çıkmıyor aklımdan.

Baktım çarşıya bereket gelmiş
bütün dilenciler esnaf
birdenbire çoğaldı halk, ne tecvid kaldı ne mahreç
kelimeler çoğaldı seçkin bir kavmin günahları gibi
her tarafta ganimet, elini sallasan elli cariye.

Herkesin cinnetinde bir son sınır
bir andaç, herkes için ötesinde savaşırken
yasanın yürürlüğe konduğu zamansızlık
asıl tarihin başlangıcı orada, o son sınırda
herkes kaderiyle başbaşadır.

Düşler, tarihin kaydetmediği düşlerimiz, onları
babamızdan saklardı yutkunarak annemiz
cennetteki ilk anda, ilk karşılaşmamızda daha
ağaçlar üzerimize gölgelerini salarken
herkes kederiyle başbaşadır.

Şimdi durmadan sirenler çalıyor
kulaklarımda çığlıklar.